kısa kısa yazıyorum, kısa kısa yaşıyorum....
bu pisikopat havaya rağmen lost frequencies'ten reality favorim, devamlı dinliyorum..
geceleri rahat uyuyorum, rahat 3 saat uyku deliksiz, bu bile bana fazla....
hafta sonları arka arkaya 3 film birden deviriyorum.. her şeyi unutmama yarıyor...
sabahları metro da bir değişiklik yok, aynı tipler, aynı kıyafetler, aynı mutsuz yüzler...
iş yerindekiler, dün akşam küçükpark'a gittiler, bira içmek bana göre değil, bir bahane buldum gitmedim, iyi di evde durmak....
yaz dizileri tv'den nefret etmeme yaradığı için onlara minnet borçluyum, bütün diziler aynı, vıcık vıcık ilişkiler, kız oğlana küsüyor, oğlan kıza küsüyor, 1 bölüm böyle geçip gidiyor, salak milletim de bunları izliyor...
face'den kendimi soyutladım, bütün paylaşımlarımı kendime yapıyorum, ınstagram kaldı sosyal dünya ile iletişimim, otu boku çekip mutlu oluyorum....
film izliyorum dedim de sevmediğim filmleri yarısında bırakıyorum. sarmıyor bir türlü, Listen up Philip filmindeki geri zakalı Philip'e bile zor dayandım...Almanya'da yılın filmi seçilen Whoamı filminde uykuya daldım...
yazıyı yazdığında insan okunmasını istiyor, face'de ınsgtam, twitter neden bu kadar insan kendini yıpratıyor? ben yazarsam ben çekersem iyisini çekerim havasındalar. milleti bile beğenirken bu beğenmenin bir gün kendisine bir beğenme ikonuyla geri döndüğü için uğraşıp ve didinmedir. narsisizm boyutlarında dolaşan her insan da mutlaka karşı taraftan bir alkışlanma veya aferim alma ihtiyacı hissetmektedir. bunun sonu nereye varacak diye bende bu satırlarımı yazarken blog dünyasın eski olduğumu farkedip bu bloğumun kaçıncı blog olduğunu beni takip eden bir kaç kişi iyi biliyordur. Onlara sormak istiyorum. Bu blog kaçıncıdır?