30 Aralık 2015 Çarşamba

sicario



2015 yılının en iyi filmini seçtim.
Sicario, bilindik hikayesiyle bilinmeyene bir yolculuk masalı.





benicio del toro, son yıllarda en sevdiğim oyunculardan biri.
bir dergiye sinema ile ilgili röportaj soruları hazırlıyorum.
düşünün, röportajı yapacak kişi sinema bilgisinden yoksun.
yönetmen veya oyuncu ile ilgili bilgi tarafıma geçiliyor ve ben soruları hazırlıyorum.
istanbul'da ki dallama da benim sorularımı karşı tarafa soruyor!
sorsun ben paramı aldıktan sonra problem değil.
olur ya benicio del toro kazayla istanbul'a gelirse ve röportaj imkanı doğarsa
hayatımın en anlamlı anılarımdan birini yaşarım.


25 Aralık 2015 Cuma

cenabet topraklar

 hayat bu topraklar da  doğup ve büyüyenlere zor. suratlar da ödenmemiş faturaların kopyaları. omuzlar da hayatın  getirdiği zorlukların ağır yükleri. bu topraklar kanla sulanmış yoksa bu cenabetlik buradan mı geliyor? binlerce insan ana denilen dolu topraklar da yatması mı?
metro'da bir kadınla tanıştım. göçmen sandım. rus'muş. yürüyen merdivenler de konuşuyoruz her gün 5 dakika. kadın sağına soluna bakıyor. kocası takip ediyor mu ne sanıyor sanırım  bir gün aynı vagona denk geldik. kocasıymış. adam bitmiş.  kadın anlatılamayacak kadar güzel. son krizden konuştuk. onların şirketini de vurmuş, rusya ile ilişkiler. kadın meşhur bir üniversite mezunu. ama son olaylar da işsizlik korkusu sarmış kadını. diyemedim bu topraklar uğursuz bu topraklar geleni de kara bağlatır diye.
bembeyaz yüzü bizim çorak topraklar gibi olmuş.
dedim ya bu topraklar cenabet...

11 Aralık 2015 Cuma

merope




bu aralar arabam da müzik dinleme sıkıntısı çekiyorum.
okan bayülgen virgin radio'da başladı. çekilecek gibi değil.
aklımda eski şarkılardan oluşacak bir albüm fikri var.
deep purple soldier of fortune, judas priest'en angel gibi... 


bilog dünyasının en ünlü kişilerinden birisi akrabam..
hayatın akışında ki yoğunluktan ötürü görüşemiyoruz!
biloğunu okuyorum, kendisinin iyi olduğunu öğreniyorum.
kendimi çok şanslı hissediyorum.
iyi ki bilog var.
o da olmasa akrabamın ne olduğunu bilemeyeceğim.
paylaşımcı olmak güzel. tanımadığın insanlara özel hayatını açmak çok güzel.
biz de bu nasipten kırıntılanıyoruz...

bu kadar..
*yazı başlığı voltaire'den





2 Aralık 2015 Çarşamba

Lady D'Arbanville




stüdyo fm, ntv radyoya geçmiş. yavuz haydar ve şebnem savaş'ı dinlemek zevkti. kadın baskın, erkeğin çıtkırıldım sesiyle ..
cat stevans'ın son albümünü tanıttılar. üstüne basa basa Cat stevans diye diye, yusuf islam'ı yok saydılar. ortama rağmen. beğendim..
Ulusal basketbol takımına giren  Bobby Dixon'ın devşirerek  TC ismi Ali Muhamed olmasına rağmen basketbol yorumcusu Muray Kosova bağıra bağıra eleştiri oklarını üstüne çeke çeken Bobby Dixon diye haykırması güzeldi....
Lady D'Arbanville şarkısını severim. Hatta yalan yanlış söylerim. wild world şarkısını da söylerim ama zor bir şarkıdır. Bu yüzden son 1 hafta lady ile yatar kalkar oldum. Kimdir bu lady d'arbanville diye bir bakayım dedim, cat Stevans'ın eski sevgilisiymiş. Kadın için şarkı yazmış, efsane olmuş ve kadın onu Mıami Vıce'dan Don  Johnson  ile aldatmış. 
buraya kadar normal. ilişkidir. yaşanır biter. onlar da çok olur.
Cat'e sorsan pişman mısın diye, yooo der, geçer. Adam efsane olmuştur. 
Kadın işte yukarı da. Son halidir. 
Biz de olsa sonuna kadar gidilir.., 
ilk önce Don'u bıçaklar, sonra da patti D'arbanville üzerine kurşun yağdırılır...
sonra da habercilere,;
namusumu temizledim, 
der, geçer....

24 Kasım 2015 Salı

mizantrop


vıcık görüyorum sizleri. bunalıma girmiş bir kadını kurtarma hamleleri. sesini duymadığın birine yardım eli uzatmalarından ziyade, bak benden beteri de var, umarım ben bunun gibi ezik olmam, yalnız kalmam hayatta, ölür bu salaklıkla tek başına, ama benim çevrem olmalı, beni birileri aramalı dersiniz.
kendini bunalıma sokmuş salak ta, blog da sanki günlük yazıyormuş gibi davransa da birileri beni okumuyor mu acaba gibi kesik kesik heyecan nöbetleri geçirerek gelen yorumlar karşısında şaşkınlığını gizleyerek gelen yorumları cevaplarken sanki bunalımda değilmiş gibi yavşak esprili cevaplarla  bunalıma girmemiş havalara bürünür...
sonuç; bir salak kendini kandırır, diğerleri de çanak tutar. (bu cümlemi beğenmedim, hadi yorumlarla kurtarın beni....)


 

19 Kasım 2015 Perşembe

barzo

her geçen gün daha çok yobazlaşıp, karşı tarafın fikirlerine önem vermeyen hayvan topluluğunu dönüşüyoruz. Paris'te ölenlerin 12'si  müslüman olmuş önemli değil. Önemli olan çığırtmak;  ya allah bismillah allahuekber denilince iyi müslüman olunuyor zannediyorlar. sor orada ki hayvanlara gusül apdest almayı biliyor musun diye, kafadan aşağıya su dökmek derler. kuran okudun mu diye sor, süleyman ateş'in kur'an ansiklopedisinin kapağın bakmıştır. Veya ciddiyim Süleyman Ateş kimdir diye sor, futbol hakemi zanneder. Okumayan, ağzından köpükler saça, cahil, bilgisiz, hödük topluma döndük.
Sevmiyorum ben bu ülkeyi, insanlarını, en üstten  en alta kadar kokuyoruz. aptallık akıyor paçalarımızdan. Hala kıçını taratlayan insanlar var. Beğenmediğimiz Suriyeliler bile Yıllık tuvalet kağıdı tüketiminde bizden kat kat fazla tuvalet kağıdı tüketiyor. nereden nereye geldin diyeceksiniz. kültürlü olmak tuvaletten başlar. Kıçını silmezsen, 3 günde bir traş olursan, koltuk altını veya etek traşını yapmazsan tam bir hayvandan farksız olursun.
ben yoruldum bu aq ülkede yaşamaktan...

10 Kasım 2015 Salı

İŞTE BÖÖÖLE


Bir şirket başarılı bir şekilde nasıl batırılır;

işte böyle;

bir kariyer nasıl yok edilir;

işte böyle;

bir partinin içine nasıl edilir;

işte böyle;






4 Kasım 2015 Çarşamba

yapma meydan

kıçınız hiç acıdı mı?
benim acıyor. ters ilişki yaşar gibiyim şu an. 
kıçınızdan girmediler ise ıslanmamış vajinanın ilişki yaşamış hali gibi düşünün kadınlar..
geçirdiler bana çünkü. 
kandırdılar beni. temiz duygularımla oynadılar.
memleketime temiz günler gelecek diye sevinmiştim oysa.
bilgiliğin tekrar gündemde olacağını, parayla saadetin ortadan kalkacağını umuyordum.
zevksizliğin, kibirliğin, cahilliğin gideceğini düşünmüştüm.
siktiler beni. sizi siktikleri gibi. 


yapma meydan dinleyin bu aralar...
belki kıçınızın acısını hafifletir...


2 Kasım 2015 Pazartesi

içimden geldi



içimden geldi
içinden gelen ne? gerizekalı...
çorap giydin diye mutlu olup dans mı ettin?
insanın içinden gelip de söyleyemediği şey nedir?
bu aralar zaten sinirliyim.
saçma sapan ülkenin saçma reklamları...

21 Ekim 2015 Çarşamba

çok sevdiğim bir yalandın



kendimi bu aralar ergen, holden gibi hissediyorum.
 herkese bir çemkirme durumları söz konusu...

metro'da biriyle tanıştım...
metroda bir çift vardı. burada yazmıştım.
bu çifti takip eden benim gibi biri daha varmış boş dünyamızda millete takan.
o da bu hikayenin sonunu merak ediyormuş.
hala bir yüzük takmadılar diyor.
gülüyorum, Şebnem Ferah'a benzeyen yeni tanıştığım bu kıza..

 Adele'nin ses tellerine Chasing Pavements şarkısının etken olduğu kanısına vardım..
I know this is love but, diyor ve bağırıyor...
güzel bir cümle de herkes bağırır.
eyyy benim milletimmm.
ne güzel bir cümle bu.
 bağır efendi bağır...
nereye kadar...

geçen gün oteller kralı karşı komşumu acile götürdüm.
tansiyon çok düşmüş.
altında bezli bir şekilde ambulans ile o önde ben eşiyle birlikte arkada arabayla.
demansmış.
her bir yerini gördüm.
Allahım beni bu duruma düşürme dedim içimden.
paranın geçmediği zamanlar bu zamanlar...

Teoman'ın, the catcher in the rye manyağı olduğunu biliyorum. Bir ara yayınevleri Gönülçelen ismiyle bu kitabı yayınladılar. 
yazımın başlığı Gönülçelen şarkısından bir alıntıydı....




 

11 Ekim 2015 Pazar

kesik çayır



cumartesi yağan yağmur altında dans pistinde oynayan insanlar..

ankaranın tren yolu
gahı eğri gahı doğru
canım benim anadolu
gideyim mi senden doğru

geçen hafta ankara'daydım. bir egeli'nin yaşayamayacağı memleket geliyor bana.
hele bozkır'ın ortasına kondurulmuş Bağlıca gibi bir yerde...

bugün gazetelere baktığım da yukarıda çocuk da ölmüş.
9 yaşında.
yar göğsüne baş koymadan vurulup düşenlerden...
ayıp..
savaşın da bir raconu olmalı..
böyle bir savaşa ben kancık savaşı derim....

17 Eylül 2015 Perşembe

serseri


550 yerli milletvekili adayından bir kesim yukarıdadır...

diheçel diyemedim dün.
levent kırca'nın asoseyşit press diyememesi gibi.
dehele dedim, olmadı.. tuhaf kaçtı.

hastayım..
sabahları geç kalkıyorum bu aralar.
servisi kaçırdığımdan metro ile gidiyorum işe.
08.00 saatlerinde binen insanlar mutlu.
bankacı ve sigortacı dolu vagonlar.
ellerinde ki son moda telefonların ekranlarını  kitaptan sayfa çevirircesine parmaklarıyla çeviriyorlar.
bir hava bir hava, sormayın,
dünyayı bunlar kurtarıyorlar.
üreten kesime küçümseme suratları,
içlerinden birisi liberty sigorta'dan sanırım.
dikkatlice baktı suratıma..

devlet erkanı tatile girdi,
biz emekçi kesim tatile daha başlayamadık.
devlette çalışmak iyi olmalı.
işten çıkartılma korkusu yok,
kafana göre bir doktor buldun mu,
raporla kendini..
bankamatik memurları bunlar....


açılıma tamam diyenler, şimdi teröre lanet okuyanlar oldu.
yenikapı'da buluşanlara %38'lik kesime granit mermer diyorlar.
mesaj gitmeyen,
 mesaj almayan kesim.
atla dediklerinde denize,atlayacak kesim.
yanlışlıkla başlarında ki adam  bu kesime bir atla dese,
ne güzel olurdu....

hastayım ya, boktan bir yazı oldu.
farkındayım...
yazıyı Teoman'ın günümüzü anlatan günümüzden bir şarkıyla bitirelim...

Bunlar güzel günlerimiz
Daha beter olacak her şey
Dünya zaten yalan dolan
Kaderden kaçamaz insan.












11 Eylül 2015 Cuma

gastelerden






göçmenleri tekmeleyen kameran özür dilemiş;
kalpsiz bir ırkçı değilim.
ben şöyle anlıyorum; ırkçıyım ama benimde bir kalbim var!




cizre'ye gitmek için dağda bayırda dolaşan parlementer grubu.
çişleri gelince, kakaları gelince nereye yaparlar merak ediyorum. benim de merakım bu!


bir abimizin oğlu üniversiteyi kazandı.
merakla bekleniyordu. Oğlan tıp istiyordu. Tıpla alakasız İstanbul'da paralı bir üniversite'yi tutmuş.
merak ettim baktım, yıllığı 40 milyar!
%75 bursla kazandığını belirten babaya, ne kadar ödeyeceksin demişler;
40 milyar demiş!
sanırım ben yanlış gördüm ya da bursların cılkı çıkmış



bekarlığa veda partisi yapmış amerikalının biri.
arkadaşlarının uçakları rötar yapınca 
adam tek başına bekarlığa veda partisi yapmış...
adamın gittiği yerler resimlerde gözüküyor. 
salak derler burada bu adama!



bu da bizden.
iş yerinde ki tuvalete girerken şifre ile giriyorsun.
resim yan çıkmış nema problema,  sen pisuvuara düz işersen problem değil.
 problem;
şifre 1453!
hangi insan evladı, istanbul'un fethediliş tarihini tuvalete giriş şifresini 1453 yapar...
nasıl bir milliyetçilik anlayışı bu!


7 Eylül 2015 Pazartesi

06 EYLÜL



9 Nisan 1940 günü.
24 dizisinde Jack Bauer'in gerçek zamanla yaşadığı gerçek zaman dilimini anlatan dizinin film versiyonu.  
Fury filmindeki gibi savaş sahneleri beklemeden seyret.
Danimarka sinemasının son yapıtı.
Savaşan askerlerin neden savaştığını bilmeden emir altında çaresizlik diyalogları.
Danimarka hükümetinin, işgalci Alman hükümetiyle kapılar ardındaki görüşmeleri.
Size bir şey çağrıştırıyor mu?
Günümüz de yaşanan pis entrikalar o zamanlar da varmış.

Bu yazıyı yazdığım zaman diliminde Dağlıca'da TSK'den şehitlerle ilgili bir haber hala yok!
Reuters şehit sayısını bildiriyor.
Bizim Genelkurmay  sayıyı bildirmekten aciz.  
Neden susuyorsunuz paşalar?
Hava muhalefeti varmış. Ağustos ayında ne hava muhalefeti olur?
Yüzünüz yok.
gariban askerciklerimizin nasıl telef edildiklerini söyleyemiyorsunuz.
zırhlı araçların nasıl patladıklarını açıklayamıyorsunuz.
diyanet işleri başkanının altındaki zırhlı mercedes bile bizim  askerciklerimizden daha kıymetli...
yazık...



3 Eylül 2015 Perşembe

HOŞÇAKAL



*böyle şeyler gördüğümde dünyanın ve buna neden olanların ebesini sikesim geliyor ama sikemiyorum... bari çocuklara hayvanlara ve yaşlılara sebep olmayın adiler.

*ağlattı be. her baktığımda. birisi bana erkek çocuk babası olunca herkesin babası olursun demişti. doğruymuş.
*girdiğiniz denize, mojito içtiğiniz kıyıya vuran bir minik cesetle farkettiğinizi görüyorum çocukların öldürüldüğünü. 
*aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar;ya ölmeli cellatlar ya da hiç doğmamalı çocuklar. tanım: gerek yok!
*cehennemin en karanlık yeri tarafsızlara ayrılmıştır.


elim varmıyor, çocuk hakkında yazı yazmaya..
ekşi sözlük tercümanım olmuş bana..
çocuk ile aram da 242,8 km, 2 saat 58 dakika..


fotoğraf; şebnem ferah konseri, dün akşam...
zombilere benzetiyorum bazen, bizi...


26 Ağustos 2015 Çarşamba

reality

kısa kısa yazıyorum, kısa kısa yaşıyorum....

bu pisikopat havaya rağmen lost frequencies'ten reality favorim, devamlı dinliyorum..

geceleri rahat uyuyorum, rahat 3 saat uyku deliksiz, bu bile bana fazla....

hafta sonları arka arkaya 3 film birden deviriyorum.. her şeyi unutmama yarıyor...

sabahları metro da bir değişiklik yok, aynı tipler, aynı kıyafetler, aynı mutsuz yüzler...

iş yerindekiler, dün akşam küçükpark'a gittiler, bira içmek bana göre değil, bir bahane buldum gitmedim, iyi di evde durmak....

yaz dizileri tv'den nefret etmeme yaradığı için onlara minnet borçluyum, bütün diziler aynı, vıcık vıcık ilişkiler, kız oğlana küsüyor, oğlan kıza küsüyor, 1 bölüm böyle geçip gidiyor, salak milletim de bunları izliyor...

face'den kendimi soyutladım, bütün paylaşımlarımı kendime yapıyorum, ınstagram kaldı sosyal dünya ile iletişimim, otu boku çekip mutlu oluyorum....

film izliyorum dedim de sevmediğim filmleri yarısında bırakıyorum. sarmıyor bir türlü,  Listen up Philip filmindeki geri zakalı Philip'e bile zor dayandım...Almanya'da yılın filmi seçilen   Whoamı filminde uykuya daldım...

yazıyı yazdığında insan okunmasını istiyor, face'de ınsgtam, twitter neden bu kadar insan kendini yıpratıyor? ben yazarsam ben çekersem iyisini çekerim havasındalar. milleti bile beğenirken bu beğenmenin bir gün kendisine bir beğenme ikonuyla geri döndüğü için uğraşıp ve didinmedir. narsisizm boyutlarında dolaşan her insan da mutlaka karşı taraftan bir alkışlanma veya aferim alma ihtiyacı hissetmektedir. bunun sonu nereye varacak diye bende bu satırlarımı yazarken blog dünyasın eski olduğumu farkedip bu bloğumun kaçıncı blog olduğunu beni takip eden bir kaç kişi iyi biliyordur. Onlara sormak istiyorum. Bu blog kaçıncıdır?

19 Ağustos 2015 Çarşamba

ıhlamur ağacı

 geçen hafta Burhaniye pazarındaydım. Pazartesi günleri olurmuş. Bizim perşembe pazarının iki katı büyüklüğündeydi. Çarşı caminin  meydanda ki ısı derecesine gözüm ilişti; 44 dereceyi gösteriyordu. Ben pek etkilenmedim. Yaşadığım yerin sıcağından olsa gerek. Sigara canım çekti, elim cebime gitti.  azalmış olduğunu fark ettim. Kaçak sigara içiyorum bu aralar, daha ucuz. İlk başlar da pkk sigarası diyorlardı, elim almaya gitmiyordu. ne zaman polisleri gördüm sigara alırken, bende müdavimi oldum.  çarşı cami civarlarında dolaşırken bizim oralardan daha fazla tütüncü gördüm. içeri girdim, içtiğim sigaradan istedim. adam bana pis pis baktı. bu bakışları eskiden  kaldığım  öğrenci yurdunda ki beyaz çoraplılardan biliyordum. buralar da bulunmaz lafı eder gibi çemkirdi. tezgahta ki çuvalların içinde ki tütünlere baktım, made ın Turkey miydi diye ona sorar gibi kendime sordum, içimden sessizce birisine karşılık vermeden ilk defa usulca ayrıldım.

18 Ağustos 2015 Salı

kim lan o ibne?



affettim cnn türk'ü...
gezi olaylarında ki penguen belgeseli yüzünden ntv'den sonra en nefret ettiğim kanalın 
çalışanları sizleri affettim.
güldüm hem de çok güldüm.
şimdi bu kadar güldükten sonra, seçimi isteyen o ibneyi bulmak lazım.
kim lan o ibne?
 ..






15 Temmuz 2015 Çarşamba

körlük



namazdan çıkanlara bilmemne vakıfa ait olduğu sanılan tipler, açmışlar tezgahlarını iki tane lokum önlerinde allah kabul etsin yarışına girer gibi, vakıflarına para yardımını dilenircesine,tesbih namazında okunan dualar gibi aynı ses tonunda hızlı bir şekilde duyarsız ağızlardan çıkan klişe cümleler. 
gözler hissiz, dudaklardan çıkan kelimeler anlamsız, 
karşısındakini Nurallah Ataç'ın   görmek bakmak makalesindeki ince çizgiden ötesi körlük derecesi... 
kendinden olmayanlara karşı kör gibi bakışlar.
inandırmaktan uzak...
laf olsun, torba dolsun muhabbetleri...

Blind filminden bir sahne;
karısı kör olmuş bir kocanın, yatakta karısı varken  sanal sevgilisiyle bel altı muhabbetlerini klavyeye dokunan parmakların çıkardığı ses ile muhabbeti  karısı seks ile cümlelere ses etmeden dinlerken, kocanın tanımadığı sanal sevgilisine seni seviyorum  cümlesini klavyeye döktükten sonra 
karısından tokadı yemesi...
iyiydi....

1 Temmuz 2015 Çarşamba

zeka pırıltısı




  Kemalettin Tuğcu kitaplarını okuttuklarından beri  muhafazakar kesimin çocuklarında zeka pırıltılarından eser kalmadığı  ispatla deseler ispatlayamam.
 okumakla geçmez bu aptallık.. blog da o kadAr kitap okuyan var, kitabımı tamamlayacağım az kaldı deyip de tuvalette kabız gibi ıhlayanlar var ama sonuç ortada.
 zeka pırıltısı olanların gezi de yaptıklarını gördükten sonra bu insanların yaşadıkları aşk kırıntılarını  karşısındaki sevdiklerine söylemeleri bile bir anlam kattıktan sonra, vay dinleyen ne şanslıymış o ne güzel bir insanmış...

29 Haziran 2015 Pazartesi

ADAM KAÇMIŞ...



fenebahçe'nin meşhur futbolcusu evden kaçmış....
karısından kaçmış demek daha doğru olur....

19 Haziran 2015 Cuma

zihniyet bok olmuş çok mu!


içerisi de sigara içemezsin. doğru.
tayyip'in en ve tek beğendiğim uygulaması...
ama dükkanlar da içen var.. olabilir. adamın yeridir; zabıta yakalar, öder....
toplu alan yerlerinde yaşam kültürüdür. veya zorunluluktur. çünkü dumana göre yangın talimatnameleri vardır, binalarda. öter durur....
bu yüzden insanlar avm önlerinde içerler...
kadın açıklar ama içeride yasak var der.. dadaş denilen pezevenk  tuvalette iç diye sana olmayan aklıyla akıl vermeye çalışır. kafası bu kadar çalışır çünkü...
kadın titrer, korkar, iha denen haberciden uzak din sömürüsü yapan ışıd tipli zat, habire kadına zoom yapar durur...
çünkü kadın onun gözünde suçludur. sigara içmiştir, pantolon giymiştir, erkeğe efelenmiştir, adamdan şikayetçi olmuştur...
erzurumlu Naim Hoca öldüğünden beri bu dingilleri tutan olmadığından, köpek gibi sağa sola saldırmaları normaldir...
bu saldırmalar, sanmayın sadece erzurum da patlak veriyor, kadın cesur olduğundan ortaya çıktı. zihniyeti bok olmuş memlekette, ne gibi olaylar yaşanıyor da bizim haberimiz olmuyor....

NOT;resimde ki dingil 7 krallıkta ki erzurumluların atalarıdır...

10 Haziran 2015 Çarşamba

bizi biz yapan


TOTAL ABC1
SıraProgramKanalBaşlangıçBitişRatingShare
1SURVIVOR ALL STARTV820:54:5124:22:158.0021.04
2DIRILIS ERTUGRULTRT 120:25:2823:15:455.5714.17


eyyy halkım, yeni türkiye olarak atalarının nasıl dirildiğini anlatan dizi olan Diriliş Ertuğrul'u izlemektense  kıçları gözüken kadınların koştuğu çamur güreşlerini andıran, ada da açlıktan can çekişen kimliklerini unutmuş bir garip topluluğu izlemektedir. Akepe olarak biz ABC'yiz, bizi biz yapan budur; Açlığımızdır, bilgisizliğimizdir, ezikliğimizdir.
 Bakın AB grubuna, Beyaz Türkler dediğimiz bu tipler, tarihlerine sahip çıkıp, akepe kanalını izleyerek ben dahil herkesi şaşırtmaya devam ediyorlar.
Çok açık ve net sözlüyorum ki kendinize geliniz, beraber yürüdük biz bu yollarda en kalbi duygularımla selamlıyorum sizleri, bizler kendi kanalımızı seyretmeli, baldırı çıplaklara göz ucuyla dahi bakmamalıyız. benim milletim olarak  sizlere güveniyorum, benim inançlı halkım.....

2 Haziran 2015 Salı

adamın dibisin...



adamın dibi...
kız olup veremeyecek insan tanımıyorum...
delikanlılığın son temsilcisi..
eşrefpaşalılar sanırım bu adamdan türemiştir...
yok böyle bir sorumluluk, neferi...
adamın ham maddesi...
sakız reklamındaki   dedelerin huuuuuu çekmesi gereken adam.....
oğul oktur, her evde yoktur, benim jon snow'um gibisi hiç bir evde yoktur....

29 Mayıs 2015 Cuma

:))))))


yazı yazılırken az ve öz yazılır ki okuyanı sıkmazsın.
yazılarındaki vurguyu ve tonlamayı belirtmek için noktalama işaretleri kullanırsın.
:))) bu nedir arkadaş!
senin yazının sonunda, ortasında bu kullandığın işaretle mi güleceğiz. bu işaret olmadı mı somurtup, bu işareti koyduğun da mı kahkaha atacağız.
hay ben senin yazına....

21 Mayıs 2015 Perşembe

MANYAK



kusarak konuşan kadın. reklamı çekip sonra hiç mi izlemiyorsunuz?? hiç mi 'ulan bunu insan izleyecek' demiyorsunuz?? bu ne kendini bilmezlik, bu ne aman reklamın iyisi kötüsü olmazcılık, bu nasıl ses tavır didi'nin satışlarını ciddi oranda olumsuz etkilediğini düşündüğüm sevimsiz kadın. alacağım varsa da almam lan. biri didi deyince aklıma bu kadının itici suratı geliyor, beyin ikisini özdeşleştirmiş demek ki.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

bayıltırlar bunlar adamı



bir hintlileri taklit etmediğimiz kalmıştı.
onları da ettik.
başımız göğe erdi....

8 Nisan 2015 Çarşamba

Benim güzel hatalarım var


Eşitsizlik şüphesiz matematiksel bir olgudur. Bu olguyu toplumsal alana taşıdığımızda öncelikle bazı sosyal olguları formülleştirmek gerekebilir. Eşitsizlik sosyal anlamda birbiriyle zıt iki anlam ifade eden yoksulluk ve gönenç kavramlarını içine alır.(Fatih DOĞANOĞLU ve Aslan GÜLCÜ)

Ankara'da deniz yok anna...

1 milyon lira, bunu söylemek için alınan para.
 Ne kadar kolay para kazanılıyor.
 Emekçi kesimimin  hayatı boyu çalışsa da göremeyeceği bir rüya...
çay ve sigara molalarında devrim yapan bir emekçi kesimimiz var ama akşam eve gidince televizyon karşısına oturunca kuzulaşan bir milletiz.

 çok paçoz kadınlar var.
öküz gibi yazan. yazdıklarını ciddiye alan bir kesim var.
sevmiyorum ben bu insanları.
hitap tarzları kötü.
olmayan beyinleri kötü...

başlık;athena şarkısı






3 Nisan 2015 Cuma

fabrika kızı

 bir evi olsun ister bir de içmeyen kocası... diye devam eden fabrika kızı şarkısı, isminden ötürü sakıncalı şarkılar listesindeydi bir zamanlar.
sabahları  metro da. benden bir durak sonra binen anne-kızı görünce dilime dolanıyor. sabahın altısında sıcacık yataklarından kalkan bu güzel ikiliye, son zamanlar da bir adam dadanır olmuştu. Kızın güzelliği yanın da adamın çirkinliği bir tezattı. Kız güzeldi, ama ağzı var dili yoktu. Erkek için bir şanstı. Sadece mimikleriyle kendisini anlatıyordu. Sağır dilsiz olmasa belki adama bakmayacaktı. Adamın çirkinliği fizikte değildi elbet, Bana göre, eğilince kıçı gözüken adamlar çirkindir. Her sabah adam eğildiğinde kıçını görmekten bıkmıştım. Kıllı üçgen bölgesi, bermuda şeytan üçgeni gibi bir şeydi benim için. Ayrıca kızın iki katı büyüklüğündeki adam, Zakkum'un şarkısındaki gibi kızı Ahtapot gibi sarıyordu. Kızı, adamın sarılmalarında sadece suratını fark edebiliyordum. Son zamanlar da sarılmalar bitmişti. Adam, Amk gazetesini açıyor, sabahın köründe çok önemliymiş gibi, asparagas spor haberlerine göz atıyordu.
Bugün artık, adam yoktu. Anne-kız önüme usulca oturdular. Sessiz bir şekilde, kız başını annesinin omzuna koydu. Oynadıkları hayat oyunu, acı bir kahve molasından sonra tekrar devam ediyordu....

26 Mart 2015 Perşembe

görüyorum


yeni gelen mühendisin kulaklarında küpelerini gördüm. İK'nın atmış olduğu bilgilendirme mailinde, doğum yerinin Fransa olduğunu gördüm. Tanışma sırasında, konuşmadığını, toplumumuza Fransız kaldığını gördüm. İtalya'daki ortağımızın ekibiyle görüşürken terlediğini gördüm. Telefonu kapattıktan sonra; İtalyancaları çok hızlı dedi. Bunu da gördüm....

Face'de yeteri kadar sahaları işgal edenleri gördüm, yeteri kadar beğeni alamayınca; artık işimi yapamıyorum, biraz buralardan uzak kalacağım diyenleri gördüm. Ertesi gün sanki hiç bir şey olmamış gibi, dün çekildiğini duyurduğu yazıyı sildiğini gördüm, yine sahaları işgal ettiğini gördüm....


Çocukluk arkadaşım çocukken, bana saçlarımın seyrek olmasından dolayı, ileri de kel kalacaksın derdi. Ayna karşısında sık ve gür saçlarının elleriyle taradığını görürdüm. Şimdi saçlarımın aynı kalmasından dolayı kel olmadığımın cevabını saçlarım söylüyor ama ben onun kafasını pırıl pırıl parladığını her buluştuğumuz da görüyorum...


17 Mart 2015 Salı

Kirli Suyunda Parıltılar


Kültür bakanlığı, 2015 yılında 49 uzun metrajlı filmi destekleme kararı almış. Almış ta yine piyasalarda dolaşan saçma sapan filmlere değildir sanırım. Çılgın dershane 4, Oflu Hoca'nın şifresi, Olur Olur yazarken bile başım ağrıdı...Milleti uyuklama hallerine sokma durumları bunlar. Hep gülmece, güldürmece. Küfür ederek güldüreceklerini sanıyorlar. Enflasyonu, işsizliği absürt komedi filmleri ile unutturma çabaları. Mantık yok, gerçekçilik yok. Bir Prensesin Uykusu'na bile yaklaşamama durumları. Pek Yakında filminin izleyici oranlarına bakıyorsun, Bir de Recep serisinin son filminin izleyici oranlarına. İspanyol faşist Franco ülkeyi 3F(futbol,fiesta,fantezi)  ile yıllarca milleti oyalamış. Biz de ise sinema ve diziler ile milleti uyutma çabaları.
 Silkenin be gerizekalılar. Götünüz,  oturduğunuz koltuğun şeklini aldı, haberiniz yok.

Yazının başlığı; Redd albümü

10 Mart 2015 Salı

iki yol

 neden soruyorsun, nereye gideyim, iki yol demiştim, hangisini seçeyim, korkma bebeğim hepsinin sonu aynı..
zamanımın en iyi şarkılarından biriydi. İki yol. mAVİ sAKAL'ın kendisinden beklenmeyecek şekilde, ağır bir abi şarkısıydı..
Şimdi tekrar dinliyor bebeler. Ama Manga'nın  solisti Ferman değişik bir cover yapmış. hoş olmuş.

İzmir metrosu sınıfta kaldı. üçyol metro ayağında 3 ay bakım yapılmış yürüyen merdivenler kaza yaptı. 14 kişi hastanelik oldu. Birisinin de ayağı kırıldı. Her gün geçtiğim metro gişelerini önünde tse ile ilgili panolar mevcuttu. yok böyle aldık, yok böyle başarılıyız ayakları yapılıyordu. Yolcuların gözlerine soktular. Kazadan sonra panolar ortadan yok oldu. Her zaman söylüyorum, akepenin hırsızlıkları seçimden önce  çıkmasaydı şu an izmir,  akepenin di.  cehepe o kadar beceriksiz ki, hiç bir şey yapmasalar bile izmirliler zaten onlara verecekler oylarını ama bu salaklar her şeyleri yüzlerine bulaştırarak halkı kendilerinden kaçırıyorlar.

yazılarımı kısa kesiyorum,  esasında anlatacaklarım çok. ama iş yoğunluğum fazla.
rakiplerimizden biri iflas etti. 80 kişi işsiz. patronlar bir de elemanlara bunu anlatırken iflas etmemizin en büyük nedeni sizsiniz, demişler. çok yüzsüz patronlar gördüm ama bu kadarına da pes....

6 Mart 2015 Cuma

güzel insanlar



nedense Ah Güzel İstanbul bu aralar aklımda.
yarım akıllı bir kızla, güngörmüş bir adamın arasında ki ilişki.
Pek yakında filmini seyrettikten sonra bana çağrışım yaptı.

tekrar seyretmek de fayda var.

4 Mart 2015 Çarşamba

şerbet gibi kız



Afgan kızının son halini merak edenler şuraya buraya tıklasın diyorlar, sosyal medya da.
ne de çok merak ediyoruz son halini. 
son halini gördüm ben, kocaman kadın olmuş.
İç Anadolu'nun bütün kadınları gibi şişmiş.
ye mantıları ye börekleri 
sonra bir de AKEPE'nin makarnalarını götür al sana 
İç Anadolu'nun şişko kadını...
yukarıda ki resimden eser yok.
ne yapsın kadın, 
diyet yapma kültürü yok, koca götünü eritecek spor merkezleri yok.
burada var da ne oluyor.
göt, göbek meydan da hala millette.
tıkınmaya çalışıyorlar hala,
yaz mevsimi gelince de mayo bikini stresine dönüyor.
yukarıda ki resim güzel.
aklımda hep öyle kalsın.



24 Şubat 2015 Salı

sıkmayın

 bazı zamanlara da bazı olaylara denk gelirsiniz. 60-70 yıllar da yaşayanlar İnsanoğlunun uzaya çıkışına tanık olmuştur. içinde tarif edilemez bir haz duymuşlardır. yeni icatlar, yeni heyecanlar, hayatlarında önemli değişiklikler, mutlu insanlar dünyasında yaşamak sanırım güzeldir.
şimdi bakıyorum, hayat şartlarına makarnaya teslim olmuş bir milletle yaşamak zorundayım. her gün çemkiren bir adam, muhalefet yapamayan beceriksizlikler topluluğu, birlik olamamış bir millet.kötü bir hayat.... metroya her sabah bindiğimde aynı tipler. hemen uyku moduna girmiş, bir günaydın demek için bile dudaklarının kuruluğunu ıslatamamış insanlar.
 kitaplarla hayatını oyalayan insanlar da var bir de. kendi okuduğu yetmiyormuş gibi, okuduğunu göstere göstere milletin suratına çarpanlar. bana ne benim senin okuduğun kitaptan! al oku. okuduktan sonra başka birisiyle paylaş. bir daha mı okuyacaksın aynı kitabı? en sevdiğim karakter holden bile beni sıkar. Salinger çok sevseydi karekterinin devamını getirirdi. adam da bıkmış. Peter jackson üçlemeyi yaptı da ne oldu? Belki  Hobbit denen saçmalığı bu sefer   yediririm dedi, yemedi millet. sıkmayın adamları.
ben ne anlatıyordum konu nereye geldi.



14 Şubat 2015 Cumartesi

nihat

saçları kısa kesilmiş, iyi aile çocuğu görüntüsü çalışan işçilerin yanında parlak bir asker gibi duruşu, elleri nasırlaşmış elleri kapkara olmuş işçilerin yanında parlak bir ay gibi parıldıyordu. konuşmuyordu. konuşmadığında toplumumuz bir bilgelik vardır bunun etiketini yapıştırırdı. fazla üstüne gittim ben. şımarık patron çocuklarına benzettim. emekçilerin yanında, kendini beğenmiş gibi sandığım hallerine çok bozuldum. zorladım, vincin tepesine çıkarttım. korkuyorum, lafını dinlemedim. yükseklik korkum var, cümlesini duymamazlığa geldim. konteyner'ın tepesinde yaprak gibi titrediğini gördüm de muhallebi çocuğu yaftasını yapıştırdım.
bu yaşta da hala bir şeyler öğreniliyormuş..
küçük yaşta havale geçiren bu genç insanı üzdüm. sessizliğini, şımarıklık sandım. onu yüksekten indirirken 99 depreminde kayıp giden insanları ararken, sesim geliyor mu? cümlesi yerine özür diliyorum, özür diliyorum, özür diliyorum diyerek besmele çeker gibi içimden  tekrarladım...
affet beni genç insan, affet beni.....

 

13 Şubat 2015 Cuma

çorak

gözünün ışığı sönmüş insanları görürsünüz.  The Walkıng dead dizisinden çıkmış gibi sürüyerek, kendilerini eve atan insanların kaybedecek bir şeyi yokmuş gibi davrananlar,  her sabah metro'da karşınıza çıkar. İnenlere yol verin anonsunu duymadan, boş kalan koltuklara kendilerince plan yapıp gözlerinin şuursuzluğunda koltuklara atmalarını küçücük beyinlerinde hesaplayarak inmeye çalışanlara çarparsınız. Bir özür beklemek o kadar nimetten bir şey olmuş ki  bu günler de sabrınızı tansiyon ölçer gibi, anlamaya çalışırsınız. Şehir hayatının vermiş olduğu çorak ruhların yeniden bedene dönmesi geçtir artık.
Yerma gibi evliliğinin ilk yıllarında istemiş olduğu karnında ki cenin gibi, bu gibi insanların, ruhlarının çorak bir arazide süründüğünü anlarsınız....


12 Şubat 2015 Perşembe

bıktım bu memleketten

Müzeyyen'i severim.
sen yıllarca Güzelbahçe'de yaşa, sonra gel İstanbul'a gömül. vasiyeti mi bilemem ama yaşamadığın yerde gömülmeyeceksin. kötü düşünen bir adam da değilim sırf kokoşlar, godomanlar gelsin diye de cenazeyi İstanbul'dan kaldırıldığını düşünüyorum.
sen sağlığında kadını ziyaret etme, sonra mezarının başında ona şarkı çığır.
hep gösteriş, hep medya maymunluğunu oynama halleri.
bu 301 madencinin kara toprağa gömülme halleri gibi, sorumlular o gün istifa etme, şimdi face'ler de sayın halkım istifa ediyorum, size daha iyi hizmet için oyunuza talibim diyecek kadar da pezevenk çok bu memlekette.
inan bıktım bu pislikte yaşamaya. iyice çamura batıyorum gibi hissediyorum.
hep gösteriş, hep bir ego.
gerizekalı bir vali, okulu ziyaret etmiş, süt içmesine bir lafım yok. çocukları ayağa kaldırılmasına da ses etmiyorum. ama sen latin harfi kullanacağına osmanlıca saçma sapan bir şeyler yazarsan benim gibi kılları yerinden hoplatrsın. senin neyine küçücük beyinlerin aklını karıştırmaya. sonra götü yememiş ki korumasına sil tahtadakini diyecek kadar yaptığı bokun arkasında duramayacak kadar küçülürsün....

28 Ocak 2015 Çarşamba

bitik



tr, zaten müzik dışında  bitik bir ülkeydi.
şimdi iyice bitti...

ses etme

alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...