29 Aralık 2014 Pazartesi

ramazan başlangıcında, televizyonda haberler başlar yaygaraya yediklerinize dikkat edin diye. ramazan biter, bu sefer bayram başlar yediklerinize dikkat edin, saçma sapan diye haberleri koyarlar, adını bilmediğim ustaları çıkarırlar. Bu sefer kurban bayramı başlar, aman ha dikkat edin yaygarası yine  başlar. bu sefer yine bir yaygara başlattılar, yılbaşı gecesi yiyeceğiniz iki lokmada gözleri varmış gibi yılbaşı menüsü koyarlar.
işleri mi yok bu haberlerin yoksa gündemimi iyice sapıttırdılar

5 Aralık 2014 Cuma

turna

ak parti devrinde, devlet büyüğünün oturduğu saray, ak.
chp devri başlarsa gerçi zor ama, oturduğu saray; halk saray
mhp devri başladığında, bu gidişle olacak gibi gözüküyor; kurt saray
apaçilerin devri derler de inanmanız gerekir; halay saray...

şu saraydan bahsedilirken, harcanan para dehşet verici diyorlar. inanın..
şirket olarak %1'in altında bir katkı sağladık. şuna gel; binde bir diyelim. alınan para, çoğumuzun hayatında göremeyeceği bir rakam...


bazı insanlar, bazı zamanlar açık veriyorlar..
iyi yetişememenin vermiş olduğu bir eksiklik sanırım.
adamın konserine gittik.
tam bir öküz.
lan bu izmir'in havası da soğukmuş!
soğuktur gerizekalı..
narlıdere'yi ne çabuk unuttun demezler mi adama.
demezler. biz biraz kibarızdır.
diyorlar ki, kumar borcu yüzünden piyasadan nemalanmak için yalakalık yapıyor.
aç kal pezevenk aç kal. en azından delikanlı gibi yaşadı derler adama...
onun bunun şeyini yalamadı derler. ezilmedi, halkını arkadan hançerlemedi, diye tarihte yerini alırdın.
ama şimdi ne diyorlar;
anasına laf ettiği çocuk kadar yüreği olmadan, konuşmuş olmak için de değil-daha acı- padişahına yaranmaya çalışmak için konuşan yeni türkiye'nin yüzkarası sanatçısı.

ne gerek vardı..
çık türkünü çığır. sevgilinle cıcıldaş..
hayat bu kadar basit.
insan niçin yaşar?
ekmek için, zevk için.
büyük sular da yüzmenin sana ne faydası olacak.
halkının gözünden düştükten sonra.... 





3 Aralık 2014 Çarşamba

küçük



küçüklüğü tescil etmiş bu adam...
isminin önüne küçük yapıştırılmış, growth hormonu vücudu büyütse de, kafası küçük kalmış.
çocuk peydahlamış, benim değil demiş. genetik markırların bile tutmuş, oğlunu araba yıkamacılarına terk etmiş.
şimdi de kadın milletinin 2. hatası diyelim, adama yine hamileler.
doğmamış çocuğuna fotoğraf fiyatı biçmiş. bilmem ne kadar.
 doğum hediyesi karısına millet ile pazarlık yapa yapa 35 liralık yüzüğü 20 liraya kapmış.
bir adamla bu kadar yıl geçer mi?
ben kadın olsam, çekilecek dert değil...
tükenmişlik sendomunun başlangıcıdır....



27 Kasım 2014 Perşembe

doymak bilmeyenler



bir yazımda solculuktan bahsetmiştim. eski bir blog eski bir yazıydı. adamı da yazının başına koymuş, işte demiştim. solculuğun son temsilcilerinden biriydi. Ankara ile başlayan şiirini de sevmiştim. özür dilerim yanılmışım. kendi adıma kendimden özür diliyorum. tanımayacak kadar aptalmışım.
tr'ye özgü bir şey doyumsuzluk. politikacılar da görüyoruz. kıçlarına yapışıyor koltuk. kaç kişi öldü iş kazalarından hala adam kıçında koltukla dolaşıyor.
para hırsı da doyumsuzluk örneklerinden biri. sen sanatını yap, ağır adam ol. ödüllü filmler de oyna, ödüllü filmler çek. sonra da gel kıytırık bir bankanın reklamın da boy göster. Kubrick'i ben hiç görmedim, reklamlar da. Salinger bir kitap yazmış, kenara çekilmiş, kendini toplumdan soyutlamış. Salingere'e versen dünyaları pet reklamında oynar mı?
bu ne aç gözlülük. hiç mi paran yok. hiç mi savunduğun fikirlere karşı duruşun yok?
sana kim inanır, Kadir İnanır'dan başka. (biliyorum iğrenç bir espri oldu)

6 Kasım 2014 Perşembe

düşünüyorum

giden gidiyor, ölen ölüyor. biraz üzülür sonra alışır insan.
bu aralar babam ölürse ne yaparım diye düşünüyorum.
ölümünü nasıl yayınlarım, whatsaap'tan mı yayınlasam, yoksa telefon mu açsam.  bilemiyor insan. face'den yayınlamam sanırım. bir de yorum atmıyorlar mı gıcık oluyorum. adam ameliyat olmuş, bir de foto çekip koymuş, dana gibi yatıyor. bir de beğenen salaklar da az değil.
işte böyle şeyler düşünüyorum.
saçma olabilir, belki benim babamdan önce   ölme durumum da olabilir.
ama düşünüyorum.


27 Ekim 2014 Pazartesi

fahşa*



bir başbakan, başkasının hayatını kurtarmak  için bir domuz ile birlikte olabilir mi?
ingiltere'de oluyor. 
halktan bir kişi olsa belki bir veya iki defa düşünebilir. ama söz konusu bir prenses ise yine düşünüyor. karısının itirazları sonuç vermiyor,  bir daha seçilememe sıkıntısı, insanın yukarıdaki fotoğrafa düşmesine neden oluyor. 
insan terbiyesi nereye kadar gider veya sınırını herkes  kendi mi belirler? 
bilemezsin.
dışarıdan bakarsın, adam düzgündür. ama içinden ne gibi fırtınalar geçer anlamazsın.
insan tehlikeli, bir hayvan.  .  

yukarıda geçen başbakan, bir hayal ürünü.. İngiltere'de çekilen black mirroy dizisinin, ilk bölümü. Dizi bana ilgi çekici gelmedi. Zaten koca bir sezon da 4 bölüm çekilmiş. Bu ilk bölüm, seyircinin ilgisini çekebilmek için başbakanlarını domuzla birleştirmiş ama diğer bölümlere bakmadım bile.

sen böyle bir diziyi tr'de çektiğini düşün...
o kanalın sahibini, yönetmenini, oyuncularını bir daha göremezsin sanırım.....

fahşa;
"özlükte "çirkin ve aşırı olmak" anlamına gelen fuhuş islâmî literatürde kelimenin sözlük anlamıyla da bağlantılı olarak, aşırı derecede çirkin söz ve davranış büyük günah, edeb ve ahlâka aykırı olup dinen yasaklanan her türlü kötülük ve çirkinlik anlamında kullanılmaktadır

8 Ekim 2014 Çarşamba

evlerinde hayvan besleyenleri sevmiyorum. Çocuk yapmayan insanlardan nefret ediyorum. Sorumluluktan kaçan insan, bunlar. al eline bir tane sıçan gibi bir köpek oraya taşı buraya taşı.
sevmiyorum bu insanları.

22 Eylül 2014 Pazartesi

şımarıklık

 gözleri görmeyen bir gazi ile tanıştım. Tunceli'de mayına basarak hayatının en güzel zamanların da babasına muhtaç yaşayan bir çınar ağacı gördüm. Gözleri çukurlaşmış, parmakları azalmış ama yüreği tertemiz bir  çınar gibi karşımda duruyordu. güneydoğu da yaşanan şımarıklığa artık tahammül sınırlarımın aştığını hissediyorum. Aptalca yapılan hareketlere, asker taşlamalarına, osuruktan sebeplerle taşkınlıklara, kızıyorum. Solcu diye geçinen yavşaklara zaten gıcığım, açıkçası kürtçüyüz, faşistiz diyemiyorlar. Bu ulus,  bu şımarıklığa daha ne kadar dayanacak?

9 Eylül 2014 Salı

uyumsuz

dün gece bir kürt düğününe gittim. damat diyarbakırlıydı. halaylar çekildi. ben seyretmekten yoruldum onlar oynamaktan yorulmadı. kadınlarının hepsinin başları açıktı. iç anadolu kadınlarının tersine kendilerine güvenleri var gibi gözüküyorlardı. bir kaç masada da türbanlı kadın vardı. pısırık bir şekilde, sandalyelerinde tavuk gibi sağa sola bakıyorlardı. Laikliğin teminatı sanırım kürtlerde. ne günlere kaldık.

inşaat firmalarıyla çalışan bir firmayız. Hani o reklamlar da boy gösteren büyük firmalar var ya hepsi dandik.
iş bilmezler, kanunlarla alakalı olmayan zırtoplar. bu kadar kanunsuz iş yapıyorlar yaptıkları binaları kontrol etmekte fayda var. Yurt dışında çalışan inşaat firmaları içinde geçerli. Büyük işleri beceremediklerinden, işlere iki veya üç firma olarak giriyorlar. Tam bir curcuna. Malzeme gönder, malzemeyi kaybederler. Kendileri o saha da nasıl kaybolmuyorlar anlamıyorum?




Uyumsuz(Divergent)  filmini seyrettim. İnsanların büyük savaş sonrasında sınıflara ayrıldığı bir dünya. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. Annen, Fedakar ise Cesur olabiliyorsun ama sınava girerek tabi ki. Bugünün dünyasında sınav stresini aynen ileri ki zaman diliminde çocukların tepesine oturtuyorlar. İlginç film. Kitabını okumadık ama filmini seyrettik. Açlık Oyunları ile mukayese edersem, Uyumsuz çok daha iyi. Kate Winslet, orta yaş güzelliğinde. Alışmışız onun genç kız rollerine ama orta yaş güzelliği onu çok daha seksi bir kadın haline getirmiş. Zaten kadınların en güzel yaş aralığı 35-45 yaş aralığıdır. Seksin en güzel çağlarıdır.

Bu aralar Jabberwocky'e sardım. Photomaton şarkısını defalarca dinleyerek, kendi alanımdaki rekorumu egale etmiş oldum. Müzik konusun da ki arayışlarım devam edecek. Yerli müzik konusun da sıkıntılar devam edecekse, yabancı müzik dinlemeye devam edeceğiz.

20 Ağustos 2014 Çarşamba

her şey göründüğü gibi değil.
saçma sapan  davranış sergilemenin yollarını öğrendik. kendi kendine tatminin boyutlarını abarttık. inandırdık kendimizi, çevremize de inandırma çabalarına girerken yorulduk. kapattık evlerimizi sevdiklerimize. yalan dünyamız da abartarak çizdiğimiz hayat standartlarımızın boyutlarını hayal dünyamızı aştı ta, kıçımıza giydiğimiz donun delikleri büyüdü.
samimiliğimiz küçüldü. gece yatarken uykumuz bölündü. sıçradık, pişman bile olmuşuzdur. sabah yeni bir güne başlarken günahlarımızdan arınmak yerine, arkası yarın gibi tekrar rollerimize geri döndük. daha da abarttık.
daha da küçüldük....


17 Temmuz 2014 Perşembe

ayu




Üniversite'den hocam, akıllı uslu bir adamdır. Face'de devamlı Akp lehine yazılar yazar. Severim kendisini. O yüzden silmem. Bazen dozutur, sineme çekerim. İç Anadolu'nun bütün evlatları gibi sağcıdır da iyice muhafazakar çizgiye ulaşmıştır. Dönem geçicidir derim, gülerim.
Ama bazı dallamalar vardır ki, hayatını demokrat gibi yaşar da, yazmaya çizmeye gelince hükümet çizgisine gelince pataklamak gelir içimden bazen bunları.
Gerizekalı  olduğunu bilirim bunların. Adam, face de profil fotosuna tayyip'in seçim logosunu koymuş, rabia işareti bitti. Şimdi bunlar başladı....
ayıdır hepsi. bazen tipine baktığında anlarsın ne mal olduklarını. hani derler ya daş düşebülü, ayu çukabülü.
ah hemen her yerde karşına çıkabülü....
Allahtan yaşadığım yer de bu ayulardan yok...
Yakında karısnın başı açık saçlarından sürüklüye sürükle edep yahu derlerse o ayunun karısına, o zaman görür  edebeyşınıı.....

8 Temmuz 2014 Salı

pide bitti!




 sıkıntıyı sokacaksın cebine, suratını asanlara lanet okuyarak, içinden küfür ederek, pis bakışların atarak, uzaklaş ciğeri beş para etmez, denyolardan. İşi bilmeyen, bilir gibi yaparak götlerini koyacak bir yer bulmuş lavuklardan uzak kalacaksın. Hayatında ilk defa kadın görmüş gibi kaçamak bakışlarıyla kadını gözleriyle siker gibi yapıp ta kalkamayan çüküne küfür etmiş insanlardan kaç...
kaçamazsan çekersin, üzüntünü, sıkıntını sevdiklerine bulaştırır, hayatının göçüklerine düşersin....

1 Temmuz 2014 Salı

tokatlanacak anneler var...

hani Antalya'lı bir kız gözaltına alındıktan sonra, dağa kaçıp terör örgütüne katılmıştı ya, katılabilir. Ona lafım yok. Lafım annesi olacak o sorumsuza! Kızımın arkasındayım diyerek ona destek çıkmasıdır. Kurda kuşa yem olacak, onu hangi zor şartlar bekliyor diye düşünmeden, kararını destekliyorum demesi beni çıldırtıyor. Doğurmak kolay sanırım ama doğurduğu çocuğun sorumluluğuna almak kolay değil. Bazı insanları anlamaktan vazgeçtim ben, onlarla aynı havayı solumaktan yoruldum...

16 Haziran 2014 Pazartesi

başkalarının hayatı




öğle tatillinde, Irak'tan gelen süpervizör ile konuşuyoruz. hani titrek olan. bugün geldi, yarın izne çıkıyor. Irak ile aramız da 100 sene fark var diyor.  Tr lehine konuşuyor. Günlerce otel odasından çıkamadığını anlatıyor. Basmane'de ki otellerin bile daha kaliteli olduğundan bahsediyor. Biz erken yırttık diyor. Erken davranıp oradan kaçtık diyor. Diyor da diyor....

Radikal gazetesi artık gazete olarak çıkmayacakmış. Umurum da bile değil. Okumadığım bir gazete için üzülmem. Sadece 212 sayılı sarı basın kartı sahipleri yine bir yol bulur, başka bir gazeteye geçer kalemlerini satarlar.Ofis çalışanlarına üzülürüm. Gazetelerin isimsiz kahramanlarıdır. Ne iddialı bir cümle ettim..

Hayatımı etkileyen bir film seyrettim demişti, biri. Bir insanın hayatını etkileyecek bir film, düşünemiyorum.. İlk seyrettiğim de Grease filmi, tamam montumun yakalarının kaldırmama yetmişti. Ama o zamanlar gençtik.. Etkilendim mi evet, Olivia Newton John'u deli gibi sevmiştim. Sonra sesi rezil derecesinde kötü olan Madonna hayatıma girmişti. Ama göğüsleri güzeldi.  Göğüsler sanırım benim hayatımı etkiliyor. Tinto Brass gibi kalça delisi değilim.  Ama güzel göğüslere dayanamıyorum...
O kişinin hayatını değiştiren filmi geçen gün seyrettim.  Etkilendim açıkçası. Çok güzel bir kurgu ile sonu iyi bitti. Film hala bünyemde dolaşıyor. Hayatımı değiştirmeyeceğim bir film. Ama Almanlar'da film çekiyormuş...

Dünya kupası başladı, saatleri uygunsuz geldi. Kaliteli maçlar var. Nedense Brezilya ile Gusttavo Lima'yı beraber anmaya başladım. Seviyorum, bu müzikleri. Bir de Brezilyalı olmamasına rağmen, Manu Chaou'yu seviyorum. İstanbul'a geliyormuş. Gitmek lazım, hacı. Sen de seversin bunu.....

Ne sıkıcı bir yazı bu. Hava böyle buralarda, grileşti birden...
Grinin elli tonu da  ne boltan bir kitapmış.. yazık bu parayı verene...

11 Haziran 2014 Çarşamba

432


Irak'ta iş almıştık, Irak'ın dört yanında yayılmış olan beş şehrinde. 5 şarkısı gibi oldu..  Malzemenin en pahalısından istemişlerdi. Adamlar da nasıl bir para varsa artık.. Son Tır, aç kapıyı bezirgan başı oyununda olduğu gibi, yakalanmış. Montaj ekibini göndermemiştik, ama bir süpervizörümüz hala orada..Sesi titriyordu, zaten heyecanlı bir tipti. Uzun zaman sanırım kendisine gelemez.....

Irak'ta iş yapan bütün Türk firmalarının şu anda durumları belirsiz. Milletimizce düşman görünen Kürtler şu an bizim en yakınımız oldular. Din adına kafa kesen aynı mezhepten olan barbarlar mı bize daha yakın, yoksa ne istediklerini bilen kahkahalar atan, gülmeyi bilen en önemlisi yaşamayı seven kürtleri mi terih ederiz?

Bizim burada, onlara İngiliz diyorlar. İngilizler orada, İngilizler burada...
Bu bölge güya, Türkiye'nin en batısı, güya en modern şehri ama ırkçılık her yerde ırkçılıktır.
Ankara'dan sonrasında doğanları adam yerine koymuyorlar. İşe almıyorlar, aldılar mı adamın burnundan getiriyorlar. En zor şartlar da, en pis işlerde çalıştırıyorlar. Yakışmıyor bu bereketli topraklar da yaşayan bu insanlara..

Babalar günüymüş bu hafta sonu.
Bu bölge insanı kutlamamalı bence. 301 insan yatıyor bu topraklar da. 432 çocuk babasız. Hangi baba çocuklarından gelen tebriği memnuniyetle karşılayabilir? Hangi duyarlı baba, o gün gülümseyebilir..
Babasız büyüyen arkadaşlarım vardı benim, o gün gelince çekilirlerdi bir kenara, susarlardı. Küserlerdi o güne...

Bloglar da yüzlerini göstermeyen blog sahipleri, Instagramlar da maşallah her bir yerlerini gösteriyorlar.
Eee nerde kaldı bu gizlilik. Bloglar ibadethane,  Intagramlar meyhane mi?




Bu aralar Master of Sex'i izliyorum. 60 yıl öncesini, seksin tabu olarak görüldüğü Amerika'da seks üzerine araştırmalar yapan bir doktorun ve sekreterinin başından geçen yaşanmış olayların diziye aktarılmış hali.
Bizim tv lerde yayınlanmaz hacı. Sen seversin böyle dizileri, kaçırma bence....


10 Haziran 2014 Salı

SIKILGANLIK



geçen gün, şehir dışın da toplu taşıma aracını beklerken, bir kamyonet durup beni aldı. Canı laflamak ister gibiydi. Benim de hiç canım muhabbet edecek halim yoktu. Soru üstüne soru sorarak, sıkılmış halimi daha da sıktı. Bir an sorularını tükendiğini hissetti. Bu sefer ben bedavaya taşıyan bu adamı bir kaç soruyla ödüllendirmek amacıyla, ne iş yaptığını sordum, bir taşeron firmasında şöförmüş. Emekliymiş, gaziymiş. Tunceli'de çığ altında kalmış. Bir bacağı özürlü. Devlet önce maaş bağlamış, sonra iptal etmiş. Sonra valinin kapısında yatmış. En nihayet, gazi aylığı bağlanmış. O da 1000 tl!. Güzel bir şeylerden bahsedeyim dedim, çocuklarını sordum. Ellerinden ikisi öper, üçüncüsü özürlü dedi. Sıkıldım iyice. Geldiğim yere gelmeden önceden indim....

Anayurt Oteli'ni seyrederken sıkılmıştım. Bu mu ödüllü film diye, kendi kendime söylenmiştim. Bunalım tipli Macit Koper'le tanışmamdı, o film.  Karanlık, kasvetli, soğuk Bergman filmlerinden araklanmış sahnelerle dolu bir filmdi. En son Macit Koper'i, Lala Mustafa Paşa olarak gördüm. Yine boktan bir rol karekterine bürünmüş. Bu roller sanırım adamın üstüne yapışıyor...

Blogları dolaşırken, eski canlılığın olmadığını fark ettim. Okurken sıkılıyorum. Bir kısacık yazıyı bile, bitiremeden başka bir yazıyı okumaya çalışırken yine sıkılıyorum. Blog işi artık bitmiş. Tematik bir kaç blog, belki yayın hayatını devam ettirebilir ama daldan dala atlayan bloglar da yazar, belli bir zaman sonra kendinden de bıkar. Face gibi bir şey, olmuş. Millet yorum yazacak, sen hiç sevmediğin halde, sırf karşındaki sana gelip yorum atsın diye okumadan saçma bir yorumla, karşındakini güya ödüllendirme yoluna gideceksin. Kıçımın kenarını ye, daha iyi...

Çöp toplayan, gariban insanlardan sokak köpekleri ne ister anlamıyorum? Kendileri gibi sokakta yaşayan bu insanları, hakir mi görürler! Ya da onları besleyen insanlara şımarıklık yaparcasına, bu sokak benim der gibi, davranmaları incelenmesi gereken bir durumdur. Bir de eşek kadar olmuş sosyetik bir delikanlının, sokak köpeklerinden kaçarken benim arabamın tavanın da ne işin var! Arabanın tavanını göçerten bu adamı, aşağıya ininceye kadar, kaçması da insanlık adına bir utançtır. Delikanlılık ölmüş, hacı...

Prensesin uykusu, Çağan Irmak'ın en sevdiğim filmlerinden biriydi. Redd'in de en sevdiğim albümüydü. Cast seçimi oldukça başarılıydı. Macit Koper'den nasıl nefret ediyorsam, Çağlar Çorumlu'yu da bir o kadar çok seviyorum.

Hacı sana söylüyorum. Benden bugünlük bu kadar...


27 Mayıs 2014 Salı

diş bakımı




 Pazartesi sendromunu atlatabilmek için tek bir game of thrones beni avutuyordu, o da dün akşam yayınlanmadı. Geçtiğimiz hafta son bölümü iyiydi. Hem de son yılların en iyi bölümüydü. Ekşi sözlük yazar kardeşlerim de iyice gaza gelmiş ki, içlerinden birsinin yazısına çok güldüm;
dediğim gibi kitaplarını filan okumadım... o büyük dövüşte oberyn mi yoksa, dağ mı kazanacak bilmiyorum! bilmek de istemiyorum! zira oberyn kazanmazsa; feci pislik çıkarırım! ortalığı yangın yerine çeviririm! yakarım o gezegeni de, bu gezegeni de! oberyn o dövüşü kazanacak, kazanmalı arkadaş! o kadar!

boğaz köprüsünden ne zaman biri atlasa aklıma gail gelir. Elif ile ilk tanışma kitabımdı. Sakin sakin okurken kitabımın sonlarında, gail hiç beklenmedik bir hareketle beni sarsmıştı. Uzun zaman kendime gelememiştim. Güzel bir son olabilirdi ama yazarın bu tavrı hiç hoş değildi, o zamanlar benim için. Ama şimdi yazara hak veriyorum. Bekleme yerinde en güzel hareketti. İki taraf arasın da tarafsız bir bölge gibiydi.... 
Burcu kurtuldu belki ama arkasında kalanlar topluma cevap verirken yorulduklarını gözlemledim. Cevap verme ihtiyacı hissetmeye ne gerek var? Burcu belki mutlu. Toplumun değer yargılarının geride kalanlara bir mahalle baskısı olabileceğini sanmıyorum. Balık hafızalı bir toplumda yaşanırken, bu kadar hassas davranmak gereksizdi...

Denetleme geçiren işyerimde denetlemeyi yapacak kişinin namaz kılması tuttu. Koca fabrika da bir tane seccade bulamadık! Esasın da bizim hatamız, devletin en seçkin kuruluşundan gelen seçkin kişilerin ruhi durumlarını düşünmemiz lazımdı. Bana göre bir majör bu!

Yalnız insanlar var. Duygularını çevresindeki en yakın insanlara anlatamama sıkıntısı içindeler. Belki karşısındaki sıkılmıştır, aynı mimiklerle, aynı ses tonlarıyla devamlı bir şikayet içerindeki durumlardan. 
Biraz rahat bırakın karşınızdaki insanları. Ben mutluyum ayaklarını da bırakın, yalnızlık zor....

26 Mayıs 2014 Pazartesi

öyle işte..

hani Soma taraflarında düğüne gidecektik demiştim..
bir umuttu, düğün sahibinin iptal etmesini beklerdik, etmedi...
Soma'ya 25 km de olsa, yas havası oralara gelmemiş...
emekçinin ölümü bile en fazla üç gün yas. bu bile insanlara fazla geliyor...
ateş düştüğü yeri yakarmış.. öyle...
ne çok seviyor ege insanı oynamayı. kadınları bilirdim de erkekleri bilmezdim.
pisten inen olmadı...

dün de bir başka düğün vardı...
ismini bilmediğim yemekler yedim...
enginarın ortasına ahtapot salatası koymuşlar...
sadece ahtapot yeterdi.
oryantal Asena, fotoğraf çektirmekten dans edemedi.
ne çok sevdalısı varmış.
gece 23.00 den sonra  after party başlıyormuş.. ben bilmiyordum.
dans pistinin ortasına barı taşıdılar, millet tekila delisiymiş, onu da o gece öğrendim...

dün denize girdim...
üşümedim.. ama dalınca denizin dibi bayağı soğuk..
gece, samos'un ışıklarını göremedim, daha sezon açılmamış belli..

4 nikah bir cenaze demek isterdim ama 301 cenaze 300 spartalıdan bile fazla...


21 Mayıs 2014 Çarşamba

reklam pastasına girmek istiyorum


iş dönüşlerinde ntvradyo dinliyorum, sevmesem de.
sevdiklerimi kopardılar o radyodan. Banu vardı, o yeter de artardı. Hem göze, hem kulağa hoş geliyordu. Bir arkadaşım demişti, çok sigara içiyormuş, kocası doktormuş, boyu çok kısaymış... soğutamadı bana o dedikleri. bir de her sene aynı yerde tatil yapıyormuş, söyledi de yaptığı yeri de kimin umurun da.. Millet bayılıyor bilgi vermeye. Ben kafamda Banu'yu koymuşum bir yere, indiremem başka bir yere.
Reklam arası haber dinliyorum radyoda, Tahsildaroğlu peynirlerinin tematik bir radyo kanalında işi ne? Vahşi kapitalizm de sanırım herşey mübah. Benim mesela bir genelevim olsa, kardeşim parayla değil mi? Al yayınla bu reklamı, insanların rahatlamaya ihtiyaçları yok mu? O koca koca tv'ler de gördüğümüz adamlar, hep iş mi yapıyor, yok mu bunların özel hayatları? Biz ülke olarak bir ara genelev patroniçesini vergi rekortmeni yapmadık mı? Talep var ki arz var. Nedir bu Nişantaşı tipli kadınların, sektörde egemenliği?. . Bir üstten bakma, sektörleri küçümseme. Peyniri koyuyorsun da neden genelevi reklamını yayınlamak ta dudak büküyorsun?
Nereden nereye geldik yine. Sanki böyle bir taleple gittim. Ama olsa giderim. Parayla değil mi?
Oğuz Haksever'e gıcığım mesela. Genelevim olsa, reklamı da yayınlatsam, Oğuz Haksever'i kullanırdım, reklamda. Sesiyle mesela aaa-uuuu diye arada sırada ötüyor ya. Güzel giderdi. Mehmet Öz mesela böyle konuşabilir. Adam dışarıda yaşıyor. Oğuz peki? Bir hava, bir caka. Sokayım senin havana!

20 Mayıs 2014 Salı

anadolu fırtınası

*geçen yazımda bahsetmiştim, bizim işçilerin Soma'daki olaylardan haberi yok diye. İlgili kişilere bahsettim, şimdi Karadeniz havaları dinliyorlar!

*Uğur Dündar'ı yuhalamışlar, haklılar. Fotoğrafa baktım, kız istemeye giden damat gibi giyinmiş. Biraz ortama ayak uydur   sevgili Uğur Dündar....

*Başbakan'ın markette dayak attığı kişi, Başbakan'a dava açmayacağını belirtmiş. Sen ve senin gibiler daha çok dayak yersiniz hemşehrim! Gözünü sevdiğimin Aziz Nesin'i.....

*Devletin nezninde insanlık öldü, yandaş para babalarını kollama devri. Hükümet bu işin üstüne kalacağını anladı, hemen düne kadar kolladığı, mükemmel tesis diye lanse ettiği şirketi batırma kararı aldı. YANDAŞ MEDYA  hemen direktifi aldı ve kollar sıvandı.

*İsrail Dölü! Savaşta bile söylenmeyecek bir hakaret. Onun dölü, şunu dölü... Adamlardan çıkan dölün, başbakanın ağzına yakışmadığı bir gerçek. Hiç bir insanın ağzına yakışmıyor. Biz erkekler arasında bile döl lafını kullanmayız. Senin dölün nasıl, nasıl kokuyor, akışkanlığı nasıl? Bunları hep içimize saklarız. Ben başkasının dölünü filan merak etmem. Ama başkalarının aklında sanırım...

*Muhalefet etkisiz. Devlet Bahçeli  tabanın da sadece beyaz çorabı halletti. Kendi milletvekilini bile içeriden çıkartamıyor. Bu konuda ismine yakışır bir şekilde Devlet ile uyum içerisin de. Tarih okumayan bir millet olarak, tek başına muhalefet olan Osman Bölükbaşı'nın Anadolu fırtınası ünvanını halk tarafından nasıl verildiğini okumalarını tavsiye ediyorum.

*Yılmaz Özdil'i severim ben. Karalama kampanyası başlatılmış. Kovulmasını istiyorlar. Bekir'i yediler, umarım onu da bir kenara atmazlar...

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Proletarier aller Länder, vereinigt euch!



Çalıştığım iş yerindeki işçilerin sanırım faciadan haberleri yok; Bangır bangır Rihanna çalıyor. 
Rihanna bile taa oralardan mesaj geçip üzüntümüze ortak oldu.
ama bizim işçi sınıfında bir ortak paylaşım ne yazık ki yok.
Eylem yapar insan, bir protesto, bir alkış..
o da yok...
Bir zamanlar slogan şuydu; Dünyadaki bütün işçiler birleşin!
Birleşemediler.
Ölülere bile saygıları yok bunların.
Bu hafta sonu o tarafa düğüne gidecektik.  
1999 depreminde, deprem bölgesinden geçenler hava da tarifi inanılmaz bir koku var diyorlardı.
İnanmıştım...
ama bu kadar ölüme hala inanamıyorum....

13 Mayıs 2014 Salı

bu aralar


bu aralar;

*şekilsiz tyrion lannister'in mahkeme karşısın da kendisine yüklenen suçu, kabul etmeyişi ve o boyuna rağmen düello istemesi iyiydi.

*gazeteler  de köşeleri kaplayan şekilsiz yalaka yazarların, daha neler yalayabileceklerini düşününce seks isteğimin azalması, kötüydü.

*omurgasız yazmıştı Barış Atay Okan için. Bazen benim aklımdan geçenler, toplum da yüksek sesle dile getirilmesine sevinmeli miyim diye içimden geçerken, bugün grup toplantısın da Recep'i destekleyen başörtülülerin maça gider gibi slogan atması, bu milletten bi bok olmaz, fikrine hemen sarılmama yol açtı.

*İlber Ortaylı; Türkler tarihlerine sahip çıkmıyorlar demiş. The Monuments men filminde, sanat eserlerini kurtarmak için kendi canlarını hiçe sayan bir avuç bilim insanının çabasını gördükten sonra bizim toplumumuz neden hala adam olamadıklarını anlamak güç değil.

*kitap okumayan bir adam değilim ama kitapları da hava olsun diye açık yerler de okuyan bir adam da değilim. Millet klasiklerden başlayacaklarına kim revaçta diye okuyanlara kızıyorum. Nermin Bezmen hanımefendi dedesi olmasaymış ne yaparmış merak ediyorum. Dizi tutmadı ya, en çok Nermin Bezmen üzülmüştür. Dizi tutmadı, dedesiyle ilgili üçüncü kitabı yazdı. Bir de dizi tutsaymış, ne yapardı bilemiyorum!

* Türkçe pop öldü. Bu aralar çatı katı şarkısıyla Gökhan Türkmen sayesiyle ayakta kalmaya çabalıyor. Kayahan bir zamanlar video klipler şarkıyı öldürüyor demişti. Ustaya katılıyorum. Arda tipli bir adam, sanki Muhteşem Yüzyıl dizisine çağırılmaya bekler gibi, o sakalla ne iş hacı? Sakalları kesse robbie williams gibi adam.

8 Mayıs 2014 Perşembe

bas gitaR

ortalama kulaktan daha az duyan bir kulağa sahibim.
Her sene yapılan işitme testinde dersten çakacakmışım gibi sesleri duymasam da elimde ki alete habire basarım.
Sonuç; beyaz önlüklü kişiyi kandırabilirim ama kulaklarım artık. Akbank'a mı diyen yaşlı amcalara benzedi...
Yüksek volumlu müzik kulaklara zarar veriyor. Akıllı telefonum benim gibi aptallara söz geçiremiyor. Uyarıyor da....
Bir müzik parçasında bas gitarı ayırt edebilmek zordur. Eksik evrak kulaklarım, sağırlığımı inkar edercesine parçada ki bas gitarı ayırt edebilme özelliğine sahiptir.
Seven nation army şarkısın da giriş, bas sevenler için birebirdir. Almanya'da futbol karşılaşmalarında gol attıktan sonra Bayern Münih'li taraftarların kafa bulma müziğidir. Biz de ki gibi ı wıll survive yerden zıplama müziği değildir. Bu arada Cake, şarkının hakkını verip Ajda'nın kapı açık müziğini   changed that fucking lock, gibi söylemesini seviyorum.
U2'nun One şarkısında da, insanın gavur olma ihtiyacı beliriyor. Neden bizler böyle bir şarkı yapma kabiliyeti gerçekleştiremiyoruz, tayyibe sormak lazım. Her şeyi bilen biri olarak, belki bu konuda yorum yapmak ister.
Money parçasında da, bas gitarın  darphane matbaasında makinalarla birlikte sound yaptığına inanmak istiyorum...
İstiyorum, istiyorum, istiyorum da yazmak bana sıkıcı geliyor.
Bu bloğa yazmak yerine, kendi videomu koymak daha kolay, daha pratik.
Bugünkü kendi videom şu diyeceksin, geçeceksin de sonra karizma var işin içinde.
Şimdi yazınca bir karizma sahibi oluyorsun. Lan bu yazıları kim yazıyor diye millet meraklanıyor. Ama kendini teşhir edince de len bu mu bu yazıları yazan diye milletin oyuncağı oluyorsun.
Mesela meşhur blog yazarı bir kadın vardı, sonradan kitabı çıktı, Hürriyet gazetesine transfer oldu.
Şimdi eskisi gibi okunuyor mudur? Zannetmiyorum. Başka bir kitap daha yazma cesareti göstereceğine bile ihtimal vermiyorum.
Nasıl büyütmüşlerdi kadını gözlerinde, yaşadıklarını, maceralarını çıtırlar hevesle okuyorlardı.Şimdi suratına bile bakmıyorlardır.
Underground her zaman iyidir.
Yazımız bas gitardı, nereden nereye geldik....

 


26 Mart 2014 Çarşamba



karamsarlıkların bol olduğu zamanlarda, ne yapmak gerektiği konusunda bilgi sahibi olsak da bir türlü harekete geçemeyiz. zaman engel olur bize birçok şeyi çözmeye yarayan zaman. kapı açılır, içeri giren birisi. o kişinin yüzünüzde oluşturduğu ifade, yeni birisi, tanıdık birisi, havanın rengi, kişinin giyimi, ruh halleri, ses tonu, sorduğu soru, bir anda sizin bütün düşüncelerinizi değiştirebilir. iki kişinin anlaşabilmesi, aynı frekansı tutturabilmesi tarafların birbirine açtığı kapıların büyüklüğü ile değişkendir. bazen katlanırız insanlara, bazen hiçe sayarız. en az onları bizi hiçe saydıkları kadar. ama hiçe sayılan kişiler bizim hiçe saydıklarımızla aynı olmaz. hele ki duygusal anlamda bir etkileşim bu çorbanın bir malzemesi ise ortamın koyuluğundan birbirini göremeyen iki kişi ortaya çıkabilir. en azından iki taraftan birisinin gördüğü gözden diğeri bunu göremez. belki de kendini zorlamayla bir şeyler görebilir ama bu zorlamanın yol açtığı kaos ileri de daha büyük tepkiye sebep olacak, hiç sarfedilmeyen sözler, edilmeyen kavgalar çıkacaktır. karşıdaki insanı tanımaya çalışmak dünyanın en zor işlerinden birisidir. yaşanan olaylar, konan tavırlar, edilen sözler, geçmiş bir nevi kişilikleri ortaya koyabilir. ama bunları çözebilmek de oldukça ustalık, deneyim gerektirecek şeylerdir. kimi zaman tanıdığını zanneder kişi, başa öyle bir olay gelir ki ardından belki kişiye belki de içinden "ben seni böyle tanımamıştım" diye bir cümle kopuverir. hayal kırıklıkları bir bardaktaki çatlaklar gibidir, bazen çatlak olarak o bardağı kullanmaya devam edebiliriz bazen de daha büyük çatlaklara sebep olur ve bardak yok olmaya / kişi unutulmaya kadar gider. yeni bir bardak almak zor gelir bazen, eskisine alışmışlık vardır, ama içine konulan 'bu siz oluyorsunuz'

şeyin rengi bardağa göre değişir. aslından sizde bir değişiklik yoktur ama dışarıdan bakan birisi için renginiz farklıdır. bazen hiç olmadığı kadar kırmızı bazen de hiç olmadığı kadar siyah. ama asla renksiz değildir.

22 Mart 2014 Cumartesi

 sayfaların da kitap tanıtımları yapanlara gıcığım.
sayfaların da yemek tanıtımları yapanlara bakamıyorum, midem bulanıyor. hangi ellerle yaptıklarını düşünemiyorum bile. tuvaletten çıktıkların da ellerini yıkıyorlar mı yoksa kakalı ellerle yemeğe mi atladıklarını düşünmek bile istemiyorum.
sevgililer günün de, koca koca adamların parfüm satan dükkanlar da salak salak bakındıklarını görmeye tahammülüm yok.
beleşe film seyretmek için filmin ikinci seanslarında damlayanlara küçümsüyorum..

ses etme

alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...