27 Mayıs 2014 Salı

diş bakımı




 Pazartesi sendromunu atlatabilmek için tek bir game of thrones beni avutuyordu, o da dün akşam yayınlanmadı. Geçtiğimiz hafta son bölümü iyiydi. Hem de son yılların en iyi bölümüydü. Ekşi sözlük yazar kardeşlerim de iyice gaza gelmiş ki, içlerinden birsinin yazısına çok güldüm;
dediğim gibi kitaplarını filan okumadım... o büyük dövüşte oberyn mi yoksa, dağ mı kazanacak bilmiyorum! bilmek de istemiyorum! zira oberyn kazanmazsa; feci pislik çıkarırım! ortalığı yangın yerine çeviririm! yakarım o gezegeni de, bu gezegeni de! oberyn o dövüşü kazanacak, kazanmalı arkadaş! o kadar!

boğaz köprüsünden ne zaman biri atlasa aklıma gail gelir. Elif ile ilk tanışma kitabımdı. Sakin sakin okurken kitabımın sonlarında, gail hiç beklenmedik bir hareketle beni sarsmıştı. Uzun zaman kendime gelememiştim. Güzel bir son olabilirdi ama yazarın bu tavrı hiç hoş değildi, o zamanlar benim için. Ama şimdi yazara hak veriyorum. Bekleme yerinde en güzel hareketti. İki taraf arasın da tarafsız bir bölge gibiydi.... 
Burcu kurtuldu belki ama arkasında kalanlar topluma cevap verirken yorulduklarını gözlemledim. Cevap verme ihtiyacı hissetmeye ne gerek var? Burcu belki mutlu. Toplumun değer yargılarının geride kalanlara bir mahalle baskısı olabileceğini sanmıyorum. Balık hafızalı bir toplumda yaşanırken, bu kadar hassas davranmak gereksizdi...

Denetleme geçiren işyerimde denetlemeyi yapacak kişinin namaz kılması tuttu. Koca fabrika da bir tane seccade bulamadık! Esasın da bizim hatamız, devletin en seçkin kuruluşundan gelen seçkin kişilerin ruhi durumlarını düşünmemiz lazımdı. Bana göre bir majör bu!

Yalnız insanlar var. Duygularını çevresindeki en yakın insanlara anlatamama sıkıntısı içindeler. Belki karşısındaki sıkılmıştır, aynı mimiklerle, aynı ses tonlarıyla devamlı bir şikayet içerindeki durumlardan. 
Biraz rahat bırakın karşınızdaki insanları. Ben mutluyum ayaklarını da bırakın, yalnızlık zor....

26 Mayıs 2014 Pazartesi

öyle işte..

hani Soma taraflarında düğüne gidecektik demiştim..
bir umuttu, düğün sahibinin iptal etmesini beklerdik, etmedi...
Soma'ya 25 km de olsa, yas havası oralara gelmemiş...
emekçinin ölümü bile en fazla üç gün yas. bu bile insanlara fazla geliyor...
ateş düştüğü yeri yakarmış.. öyle...
ne çok seviyor ege insanı oynamayı. kadınları bilirdim de erkekleri bilmezdim.
pisten inen olmadı...

dün de bir başka düğün vardı...
ismini bilmediğim yemekler yedim...
enginarın ortasına ahtapot salatası koymuşlar...
sadece ahtapot yeterdi.
oryantal Asena, fotoğraf çektirmekten dans edemedi.
ne çok sevdalısı varmış.
gece 23.00 den sonra  after party başlıyormuş.. ben bilmiyordum.
dans pistinin ortasına barı taşıdılar, millet tekila delisiymiş, onu da o gece öğrendim...

dün denize girdim...
üşümedim.. ama dalınca denizin dibi bayağı soğuk..
gece, samos'un ışıklarını göremedim, daha sezon açılmamış belli..

4 nikah bir cenaze demek isterdim ama 301 cenaze 300 spartalıdan bile fazla...


21 Mayıs 2014 Çarşamba

reklam pastasına girmek istiyorum


iş dönüşlerinde ntvradyo dinliyorum, sevmesem de.
sevdiklerimi kopardılar o radyodan. Banu vardı, o yeter de artardı. Hem göze, hem kulağa hoş geliyordu. Bir arkadaşım demişti, çok sigara içiyormuş, kocası doktormuş, boyu çok kısaymış... soğutamadı bana o dedikleri. bir de her sene aynı yerde tatil yapıyormuş, söyledi de yaptığı yeri de kimin umurun da.. Millet bayılıyor bilgi vermeye. Ben kafamda Banu'yu koymuşum bir yere, indiremem başka bir yere.
Reklam arası haber dinliyorum radyoda, Tahsildaroğlu peynirlerinin tematik bir radyo kanalında işi ne? Vahşi kapitalizm de sanırım herşey mübah. Benim mesela bir genelevim olsa, kardeşim parayla değil mi? Al yayınla bu reklamı, insanların rahatlamaya ihtiyaçları yok mu? O koca koca tv'ler de gördüğümüz adamlar, hep iş mi yapıyor, yok mu bunların özel hayatları? Biz ülke olarak bir ara genelev patroniçesini vergi rekortmeni yapmadık mı? Talep var ki arz var. Nedir bu Nişantaşı tipli kadınların, sektörde egemenliği?. . Bir üstten bakma, sektörleri küçümseme. Peyniri koyuyorsun da neden genelevi reklamını yayınlamak ta dudak büküyorsun?
Nereden nereye geldik yine. Sanki böyle bir taleple gittim. Ama olsa giderim. Parayla değil mi?
Oğuz Haksever'e gıcığım mesela. Genelevim olsa, reklamı da yayınlatsam, Oğuz Haksever'i kullanırdım, reklamda. Sesiyle mesela aaa-uuuu diye arada sırada ötüyor ya. Güzel giderdi. Mehmet Öz mesela böyle konuşabilir. Adam dışarıda yaşıyor. Oğuz peki? Bir hava, bir caka. Sokayım senin havana!

20 Mayıs 2014 Salı

anadolu fırtınası

*geçen yazımda bahsetmiştim, bizim işçilerin Soma'daki olaylardan haberi yok diye. İlgili kişilere bahsettim, şimdi Karadeniz havaları dinliyorlar!

*Uğur Dündar'ı yuhalamışlar, haklılar. Fotoğrafa baktım, kız istemeye giden damat gibi giyinmiş. Biraz ortama ayak uydur   sevgili Uğur Dündar....

*Başbakan'ın markette dayak attığı kişi, Başbakan'a dava açmayacağını belirtmiş. Sen ve senin gibiler daha çok dayak yersiniz hemşehrim! Gözünü sevdiğimin Aziz Nesin'i.....

*Devletin nezninde insanlık öldü, yandaş para babalarını kollama devri. Hükümet bu işin üstüne kalacağını anladı, hemen düne kadar kolladığı, mükemmel tesis diye lanse ettiği şirketi batırma kararı aldı. YANDAŞ MEDYA  hemen direktifi aldı ve kollar sıvandı.

*İsrail Dölü! Savaşta bile söylenmeyecek bir hakaret. Onun dölü, şunu dölü... Adamlardan çıkan dölün, başbakanın ağzına yakışmadığı bir gerçek. Hiç bir insanın ağzına yakışmıyor. Biz erkekler arasında bile döl lafını kullanmayız. Senin dölün nasıl, nasıl kokuyor, akışkanlığı nasıl? Bunları hep içimize saklarız. Ben başkasının dölünü filan merak etmem. Ama başkalarının aklında sanırım...

*Muhalefet etkisiz. Devlet Bahçeli  tabanın da sadece beyaz çorabı halletti. Kendi milletvekilini bile içeriden çıkartamıyor. Bu konuda ismine yakışır bir şekilde Devlet ile uyum içerisin de. Tarih okumayan bir millet olarak, tek başına muhalefet olan Osman Bölükbaşı'nın Anadolu fırtınası ünvanını halk tarafından nasıl verildiğini okumalarını tavsiye ediyorum.

*Yılmaz Özdil'i severim ben. Karalama kampanyası başlatılmış. Kovulmasını istiyorlar. Bekir'i yediler, umarım onu da bir kenara atmazlar...

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Proletarier aller Länder, vereinigt euch!



Çalıştığım iş yerindeki işçilerin sanırım faciadan haberleri yok; Bangır bangır Rihanna çalıyor. 
Rihanna bile taa oralardan mesaj geçip üzüntümüze ortak oldu.
ama bizim işçi sınıfında bir ortak paylaşım ne yazık ki yok.
Eylem yapar insan, bir protesto, bir alkış..
o da yok...
Bir zamanlar slogan şuydu; Dünyadaki bütün işçiler birleşin!
Birleşemediler.
Ölülere bile saygıları yok bunların.
Bu hafta sonu o tarafa düğüne gidecektik.  
1999 depreminde, deprem bölgesinden geçenler hava da tarifi inanılmaz bir koku var diyorlardı.
İnanmıştım...
ama bu kadar ölüme hala inanamıyorum....

13 Mayıs 2014 Salı

bu aralar


bu aralar;

*şekilsiz tyrion lannister'in mahkeme karşısın da kendisine yüklenen suçu, kabul etmeyişi ve o boyuna rağmen düello istemesi iyiydi.

*gazeteler  de köşeleri kaplayan şekilsiz yalaka yazarların, daha neler yalayabileceklerini düşününce seks isteğimin azalması, kötüydü.

*omurgasız yazmıştı Barış Atay Okan için. Bazen benim aklımdan geçenler, toplum da yüksek sesle dile getirilmesine sevinmeli miyim diye içimden geçerken, bugün grup toplantısın da Recep'i destekleyen başörtülülerin maça gider gibi slogan atması, bu milletten bi bok olmaz, fikrine hemen sarılmama yol açtı.

*İlber Ortaylı; Türkler tarihlerine sahip çıkmıyorlar demiş. The Monuments men filminde, sanat eserlerini kurtarmak için kendi canlarını hiçe sayan bir avuç bilim insanının çabasını gördükten sonra bizim toplumumuz neden hala adam olamadıklarını anlamak güç değil.

*kitap okumayan bir adam değilim ama kitapları da hava olsun diye açık yerler de okuyan bir adam da değilim. Millet klasiklerden başlayacaklarına kim revaçta diye okuyanlara kızıyorum. Nermin Bezmen hanımefendi dedesi olmasaymış ne yaparmış merak ediyorum. Dizi tutmadı ya, en çok Nermin Bezmen üzülmüştür. Dizi tutmadı, dedesiyle ilgili üçüncü kitabı yazdı. Bir de dizi tutsaymış, ne yapardı bilemiyorum!

* Türkçe pop öldü. Bu aralar çatı katı şarkısıyla Gökhan Türkmen sayesiyle ayakta kalmaya çabalıyor. Kayahan bir zamanlar video klipler şarkıyı öldürüyor demişti. Ustaya katılıyorum. Arda tipli bir adam, sanki Muhteşem Yüzyıl dizisine çağırılmaya bekler gibi, o sakalla ne iş hacı? Sakalları kesse robbie williams gibi adam.

8 Mayıs 2014 Perşembe

bas gitaR

ortalama kulaktan daha az duyan bir kulağa sahibim.
Her sene yapılan işitme testinde dersten çakacakmışım gibi sesleri duymasam da elimde ki alete habire basarım.
Sonuç; beyaz önlüklü kişiyi kandırabilirim ama kulaklarım artık. Akbank'a mı diyen yaşlı amcalara benzedi...
Yüksek volumlu müzik kulaklara zarar veriyor. Akıllı telefonum benim gibi aptallara söz geçiremiyor. Uyarıyor da....
Bir müzik parçasında bas gitarı ayırt edebilmek zordur. Eksik evrak kulaklarım, sağırlığımı inkar edercesine parçada ki bas gitarı ayırt edebilme özelliğine sahiptir.
Seven nation army şarkısın da giriş, bas sevenler için birebirdir. Almanya'da futbol karşılaşmalarında gol attıktan sonra Bayern Münih'li taraftarların kafa bulma müziğidir. Biz de ki gibi ı wıll survive yerden zıplama müziği değildir. Bu arada Cake, şarkının hakkını verip Ajda'nın kapı açık müziğini   changed that fucking lock, gibi söylemesini seviyorum.
U2'nun One şarkısında da, insanın gavur olma ihtiyacı beliriyor. Neden bizler böyle bir şarkı yapma kabiliyeti gerçekleştiremiyoruz, tayyibe sormak lazım. Her şeyi bilen biri olarak, belki bu konuda yorum yapmak ister.
Money parçasında da, bas gitarın  darphane matbaasında makinalarla birlikte sound yaptığına inanmak istiyorum...
İstiyorum, istiyorum, istiyorum da yazmak bana sıkıcı geliyor.
Bu bloğa yazmak yerine, kendi videomu koymak daha kolay, daha pratik.
Bugünkü kendi videom şu diyeceksin, geçeceksin de sonra karizma var işin içinde.
Şimdi yazınca bir karizma sahibi oluyorsun. Lan bu yazıları kim yazıyor diye millet meraklanıyor. Ama kendini teşhir edince de len bu mu bu yazıları yazan diye milletin oyuncağı oluyorsun.
Mesela meşhur blog yazarı bir kadın vardı, sonradan kitabı çıktı, Hürriyet gazetesine transfer oldu.
Şimdi eskisi gibi okunuyor mudur? Zannetmiyorum. Başka bir kitap daha yazma cesareti göstereceğine bile ihtimal vermiyorum.
Nasıl büyütmüşlerdi kadını gözlerinde, yaşadıklarını, maceralarını çıtırlar hevesle okuyorlardı.Şimdi suratına bile bakmıyorlardır.
Underground her zaman iyidir.
Yazımız bas gitardı, nereden nereye geldik....

 


ses etme

alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...