3 Nisan 2015 Cuma

fabrika kızı

 bir evi olsun ister bir de içmeyen kocası... diye devam eden fabrika kızı şarkısı, isminden ötürü sakıncalı şarkılar listesindeydi bir zamanlar.
sabahları  metro da. benden bir durak sonra binen anne-kızı görünce dilime dolanıyor. sabahın altısında sıcacık yataklarından kalkan bu güzel ikiliye, son zamanlar da bir adam dadanır olmuştu. Kızın güzelliği yanın da adamın çirkinliği bir tezattı. Kız güzeldi, ama ağzı var dili yoktu. Erkek için bir şanstı. Sadece mimikleriyle kendisini anlatıyordu. Sağır dilsiz olmasa belki adama bakmayacaktı. Adamın çirkinliği fizikte değildi elbet, Bana göre, eğilince kıçı gözüken adamlar çirkindir. Her sabah adam eğildiğinde kıçını görmekten bıkmıştım. Kıllı üçgen bölgesi, bermuda şeytan üçgeni gibi bir şeydi benim için. Ayrıca kızın iki katı büyüklüğündeki adam, Zakkum'un şarkısındaki gibi kızı Ahtapot gibi sarıyordu. Kızı, adamın sarılmalarında sadece suratını fark edebiliyordum. Son zamanlar da sarılmalar bitmişti. Adam, Amk gazetesini açıyor, sabahın köründe çok önemliymiş gibi, asparagas spor haberlerine göz atıyordu.
Bugün artık, adam yoktu. Anne-kız önüme usulca oturdular. Sessiz bir şekilde, kız başını annesinin omzuna koydu. Oynadıkları hayat oyunu, acı bir kahve molasından sonra tekrar devam ediyordu....

Hiç yorum yok:

ses etme

alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...