23 Kasım 2016 Çarşamba
proxy kart
Mandalina festivaline gittik, Dünyanın en yavaş şehrine, Seferihisar'a. Bildiğin kasaba.
Bu sene çok gittim.
Her gittiğimde daha da ısınıyorum. ileri de yaşamak istiyorum dedim, sevdiklerime. Hiç bir şehir için kullanmadığım bir cümle ettim. sessiz düşündüm, sesli haykırdım.
Festivalin şarkıcısı Fettah Can bile gözüme çok güzel geldi, ayrılmak istemedim.
Büyük şehirler de artık olmayan çay bahçesine oturdum, havuz kenarında yeşillikler içerisinde içtiğim çayın tadı bir başka geldi. Hem de 1 tl.
Sonra isler içerinde Türkiye'nin en güzel şehri denilen İzmir'e geldim. Çirkin yapılaşma, köstebek yollar. güzel şehir denilen memleketin bozuk düzene uymuş yöneticileri, rant hesabına sokakları kazarak, kaldırım yaparak kısa yolla vurgunu sevmiş chp'nin kötü yöneticileri, sizedir bu sitemim.
Gözünüz doymadı, kaldırım yap, yol yap. O kilit parke taşlar gözünüze girsin. Başka bir icraat bilmeyen rezil insanlar. Üç kuşak chp'li bir aileden geliyorum. Sizin gibi rezil bir yönetici tayfası hiç bir dönemde görmedim. İzmirim kart diye çıkarttığınız kart değişim ücreti 7 tl., kartın maliyeti buradadır. 1 tl nere, 7 tl nere. 6 tl nereye? Aç köpekler.
İşte bu sinirle mahalleme girdim. birde ne göreyim, apartmanımıza ait özel otoparkımız da yabancı araçlar park etmiş. 1994 yılında çıkartılan apartmanların otopark yönetmeliğini hangi belediye, müteahhit kişilere uygulatıyor? Müteahhitlerden aldıkları rüşvet paraları umarım çocuklarından çıkmaz da kendilerinde bir hasar bırakırlar. Bu hışımla yabancı araçların sileceklerini kaldırarak bir nevi protesto gösterisine çeviren eylemimi, araçların arasında yatmakta olan zavallı bir köpeğin üstüne basma yoluyla eylemimi sonlandırdım. Beni her gün işe uğurlayan, cami hocasından önce kalkan ben, sokak kapısını açtığımda beni karşılayan ismini koymadığım isimsiz köpeğimi üzdüm...
18 Kasım 2016 Cuma
penny deradful
İzmir'de bizler pek sonbahar yaşamayız.
İki gün soğuk olur, sonra güneş kendini gösterir. Yazlık penyeleri bile kadınlarımız kaldırmaz, ellerinin altında tutarlar.
Kar yağan yerlere gıpta ile bakmanın bir anlamı yok.
Çıkarsın Sabuncubeli'ne veya Efemçukuru'na iki kar atarsın, yuvarlanırsın sonra evine iner, uzun kış geceleri diyeceğim, akepe, saatleri kendilerine benzeterek uzun kış gecelerinin de sapıtmasına yol açtı.
Sabahları imamdan önce çıkıyorum. Ben servise binerken hoca ezan okumaya başlıyor.
Ne günlere kaldık.
Dizilerim yapım aşamasında olduğundan The games of thrones ve Behzat Ç.'leri beklerken Ntv'de Murat Kosova'nın yeni programında '' N VAR N YOK'' kitaptan sinemaya, oyuna aklınıza ne geliyorsa kendi çabasıyla bir program yapmaya çalışıyor.
Eskiden Seynan Levent vardı. Trt'de Akşama Doğru programını yapan, kültür abidesi, Türkçemizi mükemmel kullanan, babasının torpiliyle bir yere gelmeyen bakınız, cv'sini okurken bile ayağa kalkıp önünüzü ilikleyecek kadar donanımlı bir kadından bahsediyorum. Akşama doğru'nun yakınından bile geçmeyen bu progam da, yine de birikimleriyle bir şeyler yapmaya çalışan bu kosovalı kardeşimiz, benim için bir dizi ismi önerdi;
Penny Deradful
20. yüzyıl başlarında,Londra'da geçen bir psikoseksüel, korku gerilim dizisi.
Başrolde Eva Green, oynuyor. Ama ne oynuyor. Kadın hayatının rolünü oynamış Koca sezonu 3 günde bitirdim. Geriye kaldı 2 sezon.
Spoiler vermek istemiyorum.
Sinema konusunda ne kadar uzman olduğumu herkes bilir. Her bölüm bir sinema tadında seyredilir.
İzmir dışında yaşanan uzun kış gecelerinde, bu dizi seyredilir.
14 Kasım 2016 Pazartesi
izban kültürü
Senede bir iki kez girip yazılarını toptan okuduğum bloglar
var.
İyi, hoş da bakıyorum adamın- kadının tarzında, dokunduğu
şeylerde zerre değişme olmamış. İşte bu yüzden iki üç yazısından sonra
bırakıyorum. Ta ki bir daha hatırlayıncaya kadar... Hepimizin bir üslübu var
tamam da azıcık başka türlü yazsan, hep aynı naif, duygusal, romantik, çok üzülmüş, çok düşünmüş, çok bilmiş ama artık
çok da tınmamış takılınmasa...
Hep aynı mükemmellik. Evet, sanırım beni rahatsız eden ilk
şey çok mükemmel görünmesi, özenilmiş ama hiç de özenilmemiş havası verilmiş
imajı yaratması içten içe... hep aynı ince duyarlıklar...
Kıskanıyorumdur belki de?
Biz de biliyoruz, biz de öyleyiz ama yazmıyoruz kardeşim
tribi mi? Sanmam.
Ben daha çok okuduklarıma profesyonel gözle bakmaya alıştım;
belki de bundan. Yani profesyonel okur gibi. O bloğu açtığımda yeni, değişik
bir şey bulmak istiyorum, tıpkı kitapçıda yeni bir kitap seçerken ki gibi...
fazla abartıyorum galiba.
Ya da klişeyle burun buruna giden böyle duyarlıklı yazıların
gerçek hayatta çok satan bir popülerliğe tekabül ettiğini düşünmemden mi? Fakat
ara sıra yokladığım bu blogların kimisi çok popüler kimisi değil.
Çok üstürublu bir yazı oldu bu. kızmadan , küfretmeden...
İzban kültürünü almş biri olarak, saygı duyuyoruz,..
Çok üstürublu bir yazı oldu bu. kızmadan , küfretmeden...
İzban kültürünü almş biri olarak, saygı duyuyoruz,..
10 Kasım 2016 Perşembe
eşek olmak
İlk defa 10 Kasım'ı dışarıda geçirdim.
Yukarıdaki cümleden, sanki pranga mahkumu gibiyim de dışarı salıvermişler, bir günlüğe gibi anlaşılıyor.
Hep iş hayatımda 10 Kasım'ı fabrika bahçelerinde geçirdim. Mecburiyetten gibi geliyordu o zamanlar, zorlama yapılan bir tören gibiydi. Fabrika sahibi 100 yaşında olmasına rağmen ki hala yaşıyor. Pazartesi sabahları İstiklal marşı söylettiren bir adamdı. Televizyonlara çıkmıştık. Bak bu fabrikanın elemanları her pazartesi günü marş söylüyorlar diye ulusal kanallar da bize seyretmişlerdi. Sadece andımızı söylemiyorduk.
İşte bu bana zorlama geliyordu. Törene katılmadan ofislere geçtiğimiz de güvenlik, bizleri ofislerden topluyordu. Şimdi gülüyorum, O zaman sinirleniyordum.
Dün 10 kasım' da Alsancak Garı'nın oralar da yakalandım. İzmirliler bilir oraları, deli trafik saatleri yaşanır oralar da. 09.05 gece kulakları sağır eden siren sesleri arasında aracımı yolun ortasında durdurdum ve hazır ola geçip huşu içinde bekledim. Saygıyla. halk ile bütünleşmenin ne olduğunu anladım. Herkes ile aynı anda bu duyguları tuttuğum takımın maçlarında yaşardım. Bütünleşir dik biz taraftar olarak.
Dün ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bu zorla yapılacak bir şey değil. Sürü muhabbeti de değil. 15 temmuz da mesela ben kılımı kıpırdatmadım. Hala kuşku İle bakarım. Ama 10 Kasım öyle değil. Duygulanmamak için insanın eşek olması gerekir.
Yukarıdaki cümleden, sanki pranga mahkumu gibiyim de dışarı salıvermişler, bir günlüğe gibi anlaşılıyor.
Hep iş hayatımda 10 Kasım'ı fabrika bahçelerinde geçirdim. Mecburiyetten gibi geliyordu o zamanlar, zorlama yapılan bir tören gibiydi. Fabrika sahibi 100 yaşında olmasına rağmen ki hala yaşıyor. Pazartesi sabahları İstiklal marşı söylettiren bir adamdı. Televizyonlara çıkmıştık. Bak bu fabrikanın elemanları her pazartesi günü marş söylüyorlar diye ulusal kanallar da bize seyretmişlerdi. Sadece andımızı söylemiyorduk.
İşte bu bana zorlama geliyordu. Törene katılmadan ofislere geçtiğimiz de güvenlik, bizleri ofislerden topluyordu. Şimdi gülüyorum, O zaman sinirleniyordum.
Dün 10 kasım' da Alsancak Garı'nın oralar da yakalandım. İzmirliler bilir oraları, deli trafik saatleri yaşanır oralar da. 09.05 gece kulakları sağır eden siren sesleri arasında aracımı yolun ortasında durdurdum ve hazır ola geçip huşu içinde bekledim. Saygıyla. halk ile bütünleşmenin ne olduğunu anladım. Herkes ile aynı anda bu duyguları tuttuğum takımın maçlarında yaşardım. Bütünleşir dik biz taraftar olarak.
Dün ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bu zorla yapılacak bir şey değil. Sürü muhabbeti de değil. 15 temmuz da mesela ben kılımı kıpırdatmadım. Hala kuşku İle bakarım. Ama 10 Kasım öyle değil. Duygulanmamak için insanın eşek olması gerekir.
3 Kasım 2016 Perşembe
para bende dert sende
kızmak ta haklı olduğum kadar, acun'un yaptıklarına değer veriyorum. bu millete bu yakışır.
sabahtan akşama kadar tv karşısında olan insanları bağlama nedenleri çok. yeter ki insanların kulağına su kaçırma. gerçekleri yüzüne vurma. oyala, arada gazla, bu kadar efendi izleyici kitlesini bulamazsın.,
uzatmadan, yunus günçe, para bende dert sende ekibine katılmış. Mykonos adasında tur atmalar, para yemeler. kamera önünde yaşananlar, kamera arkasında da ne yaşanırsa artık.
günahları boynuna.
Yunus Ç kameraya bakıp, 1 hafta da Tr'de ne harcıyorsanız, Mykonos adasında aynısını harcayabilirsiniz, dedi.
olabilir. ayak bastı ücretini sayma, hemen hemen kafa kafaya gelir. 1250 tl, iki kişi tur ile. bu maddi hazdır. üç günlük tatil parası. bana göre çok.
gelelim, maneviyata.
arkadaşım, eşiyle mykonos'a gitti. otele yerleşti. sonra gece başlayan ada hayatında en tanınmış bara gitti. eşine içki almaya bara gittiğinde, adamın birisi arkadaşa asıldı. karısını da boş gören bir kadın da karısına asıldı. tartışma çıktı, olay büyüdü, üç kuruşluk tatilleri burunlarından geldi.
yani Yunus Günçe , Ç ile muhafazakar toplumumuza ada hakkında yıkama yağlama yaparken, adanın seksüel eğilimlerinden de örnekler vermelisin.
çocuk ile gittiğini düşün, adam adama sokakta öpüşüyor. çocuğuna ne cevap verirsin?
biz hafta sonları bu adaların kıyısından köşesinde geçerken, ayak basmamaya özen gösterip ortak kullandığımız denizden yaradanın vermiş olduğu nimetleri paylaşırız.
Ecevit güzel demiş;
aramızda bir mavi büyü
bir sıcak deniz
kıyılarında birbirinden güzel
iki milletiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ses etme
alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...
-
garip zamanlar bu zamanlar. kutuplaşma yaşıyoruz da diziler arasında bu kutuplaşmalar kaynıyor. kahve deryası, kahve dünyası, kahve telves...
-
Mesai arkadaşım, şirketin projesini tamamlamak için Hindistan'a gitmişti. İzlenimlerini merak etmiştim. Havalimanın da mükemmel ...
-
bastırılmış duygularla geçen onca hayattan sonra, 70'lere merdiven dayamış birisinin saçma sapan hareketlerini seyrediyorum. tezimi d...



