10 Haziran 2014 Salı

SIKILGANLIK



geçen gün, şehir dışın da toplu taşıma aracını beklerken, bir kamyonet durup beni aldı. Canı laflamak ister gibiydi. Benim de hiç canım muhabbet edecek halim yoktu. Soru üstüne soru sorarak, sıkılmış halimi daha da sıktı. Bir an sorularını tükendiğini hissetti. Bu sefer ben bedavaya taşıyan bu adamı bir kaç soruyla ödüllendirmek amacıyla, ne iş yaptığını sordum, bir taşeron firmasında şöförmüş. Emekliymiş, gaziymiş. Tunceli'de çığ altında kalmış. Bir bacağı özürlü. Devlet önce maaş bağlamış, sonra iptal etmiş. Sonra valinin kapısında yatmış. En nihayet, gazi aylığı bağlanmış. O da 1000 tl!. Güzel bir şeylerden bahsedeyim dedim, çocuklarını sordum. Ellerinden ikisi öper, üçüncüsü özürlü dedi. Sıkıldım iyice. Geldiğim yere gelmeden önceden indim....

Anayurt Oteli'ni seyrederken sıkılmıştım. Bu mu ödüllü film diye, kendi kendime söylenmiştim. Bunalım tipli Macit Koper'le tanışmamdı, o film.  Karanlık, kasvetli, soğuk Bergman filmlerinden araklanmış sahnelerle dolu bir filmdi. En son Macit Koper'i, Lala Mustafa Paşa olarak gördüm. Yine boktan bir rol karekterine bürünmüş. Bu roller sanırım adamın üstüne yapışıyor...

Blogları dolaşırken, eski canlılığın olmadığını fark ettim. Okurken sıkılıyorum. Bir kısacık yazıyı bile, bitiremeden başka bir yazıyı okumaya çalışırken yine sıkılıyorum. Blog işi artık bitmiş. Tematik bir kaç blog, belki yayın hayatını devam ettirebilir ama daldan dala atlayan bloglar da yazar, belli bir zaman sonra kendinden de bıkar. Face gibi bir şey, olmuş. Millet yorum yazacak, sen hiç sevmediğin halde, sırf karşındaki sana gelip yorum atsın diye okumadan saçma bir yorumla, karşındakini güya ödüllendirme yoluna gideceksin. Kıçımın kenarını ye, daha iyi...

Çöp toplayan, gariban insanlardan sokak köpekleri ne ister anlamıyorum? Kendileri gibi sokakta yaşayan bu insanları, hakir mi görürler! Ya da onları besleyen insanlara şımarıklık yaparcasına, bu sokak benim der gibi, davranmaları incelenmesi gereken bir durumdur. Bir de eşek kadar olmuş sosyetik bir delikanlının, sokak köpeklerinden kaçarken benim arabamın tavanın da ne işin var! Arabanın tavanını göçerten bu adamı, aşağıya ininceye kadar, kaçması da insanlık adına bir utançtır. Delikanlılık ölmüş, hacı...

Prensesin uykusu, Çağan Irmak'ın en sevdiğim filmlerinden biriydi. Redd'in de en sevdiğim albümüydü. Cast seçimi oldukça başarılıydı. Macit Koper'den nasıl nefret ediyorsam, Çağlar Çorumlu'yu da bir o kadar çok seviyorum.

Hacı sana söylüyorum. Benden bugünlük bu kadar...


Hiç yorum yok:

ses etme

alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...