16 Haziran 2014 Pazartesi

başkalarının hayatı




öğle tatillinde, Irak'tan gelen süpervizör ile konuşuyoruz. hani titrek olan. bugün geldi, yarın izne çıkıyor. Irak ile aramız da 100 sene fark var diyor.  Tr lehine konuşuyor. Günlerce otel odasından çıkamadığını anlatıyor. Basmane'de ki otellerin bile daha kaliteli olduğundan bahsediyor. Biz erken yırttık diyor. Erken davranıp oradan kaçtık diyor. Diyor da diyor....

Radikal gazetesi artık gazete olarak çıkmayacakmış. Umurum da bile değil. Okumadığım bir gazete için üzülmem. Sadece 212 sayılı sarı basın kartı sahipleri yine bir yol bulur, başka bir gazeteye geçer kalemlerini satarlar.Ofis çalışanlarına üzülürüm. Gazetelerin isimsiz kahramanlarıdır. Ne iddialı bir cümle ettim..

Hayatımı etkileyen bir film seyrettim demişti, biri. Bir insanın hayatını etkileyecek bir film, düşünemiyorum.. İlk seyrettiğim de Grease filmi, tamam montumun yakalarının kaldırmama yetmişti. Ama o zamanlar gençtik.. Etkilendim mi evet, Olivia Newton John'u deli gibi sevmiştim. Sonra sesi rezil derecesinde kötü olan Madonna hayatıma girmişti. Ama göğüsleri güzeldi.  Göğüsler sanırım benim hayatımı etkiliyor. Tinto Brass gibi kalça delisi değilim.  Ama güzel göğüslere dayanamıyorum...
O kişinin hayatını değiştiren filmi geçen gün seyrettim.  Etkilendim açıkçası. Çok güzel bir kurgu ile sonu iyi bitti. Film hala bünyemde dolaşıyor. Hayatımı değiştirmeyeceğim bir film. Ama Almanlar'da film çekiyormuş...

Dünya kupası başladı, saatleri uygunsuz geldi. Kaliteli maçlar var. Nedense Brezilya ile Gusttavo Lima'yı beraber anmaya başladım. Seviyorum, bu müzikleri. Bir de Brezilyalı olmamasına rağmen, Manu Chaou'yu seviyorum. İstanbul'a geliyormuş. Gitmek lazım, hacı. Sen de seversin bunu.....

Ne sıkıcı bir yazı bu. Hava böyle buralarda, grileşti birden...
Grinin elli tonu da  ne boltan bir kitapmış.. yazık bu parayı verene...

11 Haziran 2014 Çarşamba

432


Irak'ta iş almıştık, Irak'ın dört yanında yayılmış olan beş şehrinde. 5 şarkısı gibi oldu..  Malzemenin en pahalısından istemişlerdi. Adamlar da nasıl bir para varsa artık.. Son Tır, aç kapıyı bezirgan başı oyununda olduğu gibi, yakalanmış. Montaj ekibini göndermemiştik, ama bir süpervizörümüz hala orada..Sesi titriyordu, zaten heyecanlı bir tipti. Uzun zaman sanırım kendisine gelemez.....

Irak'ta iş yapan bütün Türk firmalarının şu anda durumları belirsiz. Milletimizce düşman görünen Kürtler şu an bizim en yakınımız oldular. Din adına kafa kesen aynı mezhepten olan barbarlar mı bize daha yakın, yoksa ne istediklerini bilen kahkahalar atan, gülmeyi bilen en önemlisi yaşamayı seven kürtleri mi terih ederiz?

Bizim burada, onlara İngiliz diyorlar. İngilizler orada, İngilizler burada...
Bu bölge güya, Türkiye'nin en batısı, güya en modern şehri ama ırkçılık her yerde ırkçılıktır.
Ankara'dan sonrasında doğanları adam yerine koymuyorlar. İşe almıyorlar, aldılar mı adamın burnundan getiriyorlar. En zor şartlar da, en pis işlerde çalıştırıyorlar. Yakışmıyor bu bereketli topraklar da yaşayan bu insanlara..

Babalar günüymüş bu hafta sonu.
Bu bölge insanı kutlamamalı bence. 301 insan yatıyor bu topraklar da. 432 çocuk babasız. Hangi baba çocuklarından gelen tebriği memnuniyetle karşılayabilir? Hangi duyarlı baba, o gün gülümseyebilir..
Babasız büyüyen arkadaşlarım vardı benim, o gün gelince çekilirlerdi bir kenara, susarlardı. Küserlerdi o güne...

Bloglar da yüzlerini göstermeyen blog sahipleri, Instagramlar da maşallah her bir yerlerini gösteriyorlar.
Eee nerde kaldı bu gizlilik. Bloglar ibadethane,  Intagramlar meyhane mi?




Bu aralar Master of Sex'i izliyorum. 60 yıl öncesini, seksin tabu olarak görüldüğü Amerika'da seks üzerine araştırmalar yapan bir doktorun ve sekreterinin başından geçen yaşanmış olayların diziye aktarılmış hali.
Bizim tv lerde yayınlanmaz hacı. Sen seversin böyle dizileri, kaçırma bence....


10 Haziran 2014 Salı

SIKILGANLIK



geçen gün, şehir dışın da toplu taşıma aracını beklerken, bir kamyonet durup beni aldı. Canı laflamak ister gibiydi. Benim de hiç canım muhabbet edecek halim yoktu. Soru üstüne soru sorarak, sıkılmış halimi daha da sıktı. Bir an sorularını tükendiğini hissetti. Bu sefer ben bedavaya taşıyan bu adamı bir kaç soruyla ödüllendirmek amacıyla, ne iş yaptığını sordum, bir taşeron firmasında şöförmüş. Emekliymiş, gaziymiş. Tunceli'de çığ altında kalmış. Bir bacağı özürlü. Devlet önce maaş bağlamış, sonra iptal etmiş. Sonra valinin kapısında yatmış. En nihayet, gazi aylığı bağlanmış. O da 1000 tl!. Güzel bir şeylerden bahsedeyim dedim, çocuklarını sordum. Ellerinden ikisi öper, üçüncüsü özürlü dedi. Sıkıldım iyice. Geldiğim yere gelmeden önceden indim....

Anayurt Oteli'ni seyrederken sıkılmıştım. Bu mu ödüllü film diye, kendi kendime söylenmiştim. Bunalım tipli Macit Koper'le tanışmamdı, o film.  Karanlık, kasvetli, soğuk Bergman filmlerinden araklanmış sahnelerle dolu bir filmdi. En son Macit Koper'i, Lala Mustafa Paşa olarak gördüm. Yine boktan bir rol karekterine bürünmüş. Bu roller sanırım adamın üstüne yapışıyor...

Blogları dolaşırken, eski canlılığın olmadığını fark ettim. Okurken sıkılıyorum. Bir kısacık yazıyı bile, bitiremeden başka bir yazıyı okumaya çalışırken yine sıkılıyorum. Blog işi artık bitmiş. Tematik bir kaç blog, belki yayın hayatını devam ettirebilir ama daldan dala atlayan bloglar da yazar, belli bir zaman sonra kendinden de bıkar. Face gibi bir şey, olmuş. Millet yorum yazacak, sen hiç sevmediğin halde, sırf karşındaki sana gelip yorum atsın diye okumadan saçma bir yorumla, karşındakini güya ödüllendirme yoluna gideceksin. Kıçımın kenarını ye, daha iyi...

Çöp toplayan, gariban insanlardan sokak köpekleri ne ister anlamıyorum? Kendileri gibi sokakta yaşayan bu insanları, hakir mi görürler! Ya da onları besleyen insanlara şımarıklık yaparcasına, bu sokak benim der gibi, davranmaları incelenmesi gereken bir durumdur. Bir de eşek kadar olmuş sosyetik bir delikanlının, sokak köpeklerinden kaçarken benim arabamın tavanın da ne işin var! Arabanın tavanını göçerten bu adamı, aşağıya ininceye kadar, kaçması da insanlık adına bir utançtır. Delikanlılık ölmüş, hacı...

Prensesin uykusu, Çağan Irmak'ın en sevdiğim filmlerinden biriydi. Redd'in de en sevdiğim albümüydü. Cast seçimi oldukça başarılıydı. Macit Koper'den nasıl nefret ediyorsam, Çağlar Çorumlu'yu da bir o kadar çok seviyorum.

Hacı sana söylüyorum. Benden bugünlük bu kadar...


27 Mayıs 2014 Salı

diş bakımı




 Pazartesi sendromunu atlatabilmek için tek bir game of thrones beni avutuyordu, o da dün akşam yayınlanmadı. Geçtiğimiz hafta son bölümü iyiydi. Hem de son yılların en iyi bölümüydü. Ekşi sözlük yazar kardeşlerim de iyice gaza gelmiş ki, içlerinden birsinin yazısına çok güldüm;
dediğim gibi kitaplarını filan okumadım... o büyük dövüşte oberyn mi yoksa, dağ mı kazanacak bilmiyorum! bilmek de istemiyorum! zira oberyn kazanmazsa; feci pislik çıkarırım! ortalığı yangın yerine çeviririm! yakarım o gezegeni de, bu gezegeni de! oberyn o dövüşü kazanacak, kazanmalı arkadaş! o kadar!

boğaz köprüsünden ne zaman biri atlasa aklıma gail gelir. Elif ile ilk tanışma kitabımdı. Sakin sakin okurken kitabımın sonlarında, gail hiç beklenmedik bir hareketle beni sarsmıştı. Uzun zaman kendime gelememiştim. Güzel bir son olabilirdi ama yazarın bu tavrı hiç hoş değildi, o zamanlar benim için. Ama şimdi yazara hak veriyorum. Bekleme yerinde en güzel hareketti. İki taraf arasın da tarafsız bir bölge gibiydi.... 
Burcu kurtuldu belki ama arkasında kalanlar topluma cevap verirken yorulduklarını gözlemledim. Cevap verme ihtiyacı hissetmeye ne gerek var? Burcu belki mutlu. Toplumun değer yargılarının geride kalanlara bir mahalle baskısı olabileceğini sanmıyorum. Balık hafızalı bir toplumda yaşanırken, bu kadar hassas davranmak gereksizdi...

Denetleme geçiren işyerimde denetlemeyi yapacak kişinin namaz kılması tuttu. Koca fabrika da bir tane seccade bulamadık! Esasın da bizim hatamız, devletin en seçkin kuruluşundan gelen seçkin kişilerin ruhi durumlarını düşünmemiz lazımdı. Bana göre bir majör bu!

Yalnız insanlar var. Duygularını çevresindeki en yakın insanlara anlatamama sıkıntısı içindeler. Belki karşısındaki sıkılmıştır, aynı mimiklerle, aynı ses tonlarıyla devamlı bir şikayet içerindeki durumlardan. 
Biraz rahat bırakın karşınızdaki insanları. Ben mutluyum ayaklarını da bırakın, yalnızlık zor....

26 Mayıs 2014 Pazartesi

öyle işte..

hani Soma taraflarında düğüne gidecektik demiştim..
bir umuttu, düğün sahibinin iptal etmesini beklerdik, etmedi...
Soma'ya 25 km de olsa, yas havası oralara gelmemiş...
emekçinin ölümü bile en fazla üç gün yas. bu bile insanlara fazla geliyor...
ateş düştüğü yeri yakarmış.. öyle...
ne çok seviyor ege insanı oynamayı. kadınları bilirdim de erkekleri bilmezdim.
pisten inen olmadı...

dün de bir başka düğün vardı...
ismini bilmediğim yemekler yedim...
enginarın ortasına ahtapot salatası koymuşlar...
sadece ahtapot yeterdi.
oryantal Asena, fotoğraf çektirmekten dans edemedi.
ne çok sevdalısı varmış.
gece 23.00 den sonra  after party başlıyormuş.. ben bilmiyordum.
dans pistinin ortasına barı taşıdılar, millet tekila delisiymiş, onu da o gece öğrendim...

dün denize girdim...
üşümedim.. ama dalınca denizin dibi bayağı soğuk..
gece, samos'un ışıklarını göremedim, daha sezon açılmamış belli..

4 nikah bir cenaze demek isterdim ama 301 cenaze 300 spartalıdan bile fazla...


21 Mayıs 2014 Çarşamba

reklam pastasına girmek istiyorum


iş dönüşlerinde ntvradyo dinliyorum, sevmesem de.
sevdiklerimi kopardılar o radyodan. Banu vardı, o yeter de artardı. Hem göze, hem kulağa hoş geliyordu. Bir arkadaşım demişti, çok sigara içiyormuş, kocası doktormuş, boyu çok kısaymış... soğutamadı bana o dedikleri. bir de her sene aynı yerde tatil yapıyormuş, söyledi de yaptığı yeri de kimin umurun da.. Millet bayılıyor bilgi vermeye. Ben kafamda Banu'yu koymuşum bir yere, indiremem başka bir yere.
Reklam arası haber dinliyorum radyoda, Tahsildaroğlu peynirlerinin tematik bir radyo kanalında işi ne? Vahşi kapitalizm de sanırım herşey mübah. Benim mesela bir genelevim olsa, kardeşim parayla değil mi? Al yayınla bu reklamı, insanların rahatlamaya ihtiyaçları yok mu? O koca koca tv'ler de gördüğümüz adamlar, hep iş mi yapıyor, yok mu bunların özel hayatları? Biz ülke olarak bir ara genelev patroniçesini vergi rekortmeni yapmadık mı? Talep var ki arz var. Nedir bu Nişantaşı tipli kadınların, sektörde egemenliği?. . Bir üstten bakma, sektörleri küçümseme. Peyniri koyuyorsun da neden genelevi reklamını yayınlamak ta dudak büküyorsun?
Nereden nereye geldik yine. Sanki böyle bir taleple gittim. Ama olsa giderim. Parayla değil mi?
Oğuz Haksever'e gıcığım mesela. Genelevim olsa, reklamı da yayınlatsam, Oğuz Haksever'i kullanırdım, reklamda. Sesiyle mesela aaa-uuuu diye arada sırada ötüyor ya. Güzel giderdi. Mehmet Öz mesela böyle konuşabilir. Adam dışarıda yaşıyor. Oğuz peki? Bir hava, bir caka. Sokayım senin havana!

20 Mayıs 2014 Salı

anadolu fırtınası

*geçen yazımda bahsetmiştim, bizim işçilerin Soma'daki olaylardan haberi yok diye. İlgili kişilere bahsettim, şimdi Karadeniz havaları dinliyorlar!

*Uğur Dündar'ı yuhalamışlar, haklılar. Fotoğrafa baktım, kız istemeye giden damat gibi giyinmiş. Biraz ortama ayak uydur   sevgili Uğur Dündar....

*Başbakan'ın markette dayak attığı kişi, Başbakan'a dava açmayacağını belirtmiş. Sen ve senin gibiler daha çok dayak yersiniz hemşehrim! Gözünü sevdiğimin Aziz Nesin'i.....

*Devletin nezninde insanlık öldü, yandaş para babalarını kollama devri. Hükümet bu işin üstüne kalacağını anladı, hemen düne kadar kolladığı, mükemmel tesis diye lanse ettiği şirketi batırma kararı aldı. YANDAŞ MEDYA  hemen direktifi aldı ve kollar sıvandı.

*İsrail Dölü! Savaşta bile söylenmeyecek bir hakaret. Onun dölü, şunu dölü... Adamlardan çıkan dölün, başbakanın ağzına yakışmadığı bir gerçek. Hiç bir insanın ağzına yakışmıyor. Biz erkekler arasında bile döl lafını kullanmayız. Senin dölün nasıl, nasıl kokuyor, akışkanlığı nasıl? Bunları hep içimize saklarız. Ben başkasının dölünü filan merak etmem. Ama başkalarının aklında sanırım...

*Muhalefet etkisiz. Devlet Bahçeli  tabanın da sadece beyaz çorabı halletti. Kendi milletvekilini bile içeriden çıkartamıyor. Bu konuda ismine yakışır bir şekilde Devlet ile uyum içerisin de. Tarih okumayan bir millet olarak, tek başına muhalefet olan Osman Bölükbaşı'nın Anadolu fırtınası ünvanını halk tarafından nasıl verildiğini okumalarını tavsiye ediyorum.

*Yılmaz Özdil'i severim ben. Karalama kampanyası başlatılmış. Kovulmasını istiyorlar. Bekir'i yediler, umarım onu da bir kenara atmazlar...

ses etme

alışkanlıklarımı değiştiriyorum. günde 4 defa Hürriyet'i tıklayan ben, artık Birgün ve Cumhuriyet okuyorum. Sözcü'ye bakmıyorum bi...